İstanbul'da, terör örgütü DAEŞ'e yönelik operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
İst...
İstanbul'da, terör örgütü DAEŞ'e yönelik operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
İst...
İstanbul'da, terör örgütü DAEŞ'e yönelik operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, terör örgütünün finans kaynaklarının deşifre edilmesi ve şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yürüttü.
Çalışmaların ardından çatışma bölgeleriyle bağlantılı olduğu ve MASAK tarafından gönderilen hesap hareketlerinde terör örgütü DAEŞ ile diğer dini motifli terör örgütleri kapsamında adli işlem gören çok sayıda kişiyle para transferi ilişkisi bulunan şüphelilerin kimlikleri ve adresleri tespit edildi.
Belirlenen adreslere düzenlenen eş zamanlı operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
Şüpheliler, işlemleri için emniyete götürüldü.
Ayrıca para transferlerinin işlem açıklamalarında infak, yetimler, yetimhane, kömür yardımı, kira yardımı, Suriyeliler vb. ifadelerinin kullanıldığı görüldü.
İstanbul'da, terör örgütü DAEŞ'e yönelik operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, terör örgütünün finans kaynaklarının deşifre edilmesi ve şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yürüttü.
Çalışmaların ardından çatışma bölgeleriyle bağlantılı olduğu ve MASAK tarafından gönderilen hesap hareketlerinde terör örgütü DAEŞ ile diğer dini motifli terör örgütleri kapsamında adli işlem gören çok sayıda kişiyle para transferi ilişkisi bulunan şüphelilerin kimlikleri ve adresleri tespit edildi.
Belirlenen adreslere düzenlenen eş zamanlı operasyonda 9 şüpheli gözaltına alındı.
Şüpheliler, işlemleri için emniyete götürüldü.
Ayrıca para transferlerinin işlem açıklamalarında infak, yetimler, yetimhane, kömür yardımı, kira yardımı, Suriyeliler vb. ifadelerinin kullanıldığı görüldü.
2026-2027adli yılı bugün itibarıyla başladı.
Yeni adli yılın başlamasıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek de yeni uygulamayı duyurdu. Gürlek, sosyal medya hesabından bugün saat 10.00 itibarıyla 135 Alo Adalet Hattı'nın Ankara Batı, İzmir v...
2026-2027adli yılı bugün itibarıyla başladı.
Yeni adli yılın başlamasıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek de yeni uygulamayı duyurdu. Gürlek, sosyal medya hesabından bugün saat 10.00 itibarıyla 135 Alo Adalet Hattı'nın Ankara Batı, İzmir v...
2026-2027adli yılı bugün itibarıyla başladı.
Yeni adli yılın başlamasıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek de yeni uygulamayı duyurdu. Gürlek, sosyal medya hesabından bugün saat 10.00 itibarıyla 135 Alo Adalet Hattı'nın Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot olarak hizmet vermeye başlayacağını açıkladı.
Gürlek, vatandaşların 5 yılı aşan dava dosyaları ve 3 yılı aşan soruşturma dosyaları için doğrudan başvuruda bulanabileceklerini belirtti.
"TÜRKİYE GENELİNE YAYGINLAŞTIRACAĞIZ"
"Yeni adli yılla birlikte başlattığımız bu pilot uygulamayı en kısa sürede Türkiye geneline yaygınlaştıracağız." diyen Gürlek, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Amacımız; yargılamaların makul sürede tamamlanmasına katkı sağlamak ve adaletin vaktinde tecellisini temin etmektir. Yeni adli yılın ülkemiz, milletimiz ve hukuk camiamız için adaletin daha hızlı ve etkin tecelli ettiği bir dönem olmasını; 135 Alo Adalet Hattı’nın da bu hedefe güçlü katkılar sunmasını temenni ediyorum.”
SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?
Alo Adalet 135 ile yargılama süresini aşan dava ve soruşturmalara ilişkin başvuru sürelerinin daha hızlı, etkin ve şeffaf değerlendirilmesi amaçlanıyor.
Tarafı olunan ve hala açık bulunan dava dosyası 5 yılı, soruşturma dosyası 3 yılı aşanlar Alo Adalet 135’e başvurabilecek. İlk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerindeki dava ve soruşturma dosyası bulunanlar hattan faydalanabilecek.
YAPAY ZEKA DESTEKLİ SESLİ ASİSTAN YARDIMCI OLACAK
Başvuranlar güvenli kimlik ve iletişim doğrulama yaparak yapay zeka destekli sesli asistandan başvuru sürecine yönelik destek alınabilecek. Bilgiler sisteme girdikten sonra gerekli kontrollerin yapılmasının ardından başvuru tamamlanacak. İşlemler yapay zeka destekli sesli asistan üzerinden tamamlanamazsa ya da talep edilmesi durumunda uzman temsilciye bağlanılabilecek.
Alınacak başvurular Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürosu'na ulaştıktan sonra gerekli hallerde ilgili mahkeme veya ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'nın değerlendirmesine sunulacak. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun belirlediği kriterler doğrultusunda ilgili yargı biriminin değerlendirmesi sonuçlandırılacak.
Dava dosyasına ilişkin bilgilendirme SMS yoluyla başvurucuya iletilecek. Soruşturma dosyalarında ise gizlilik gereği yalnızca başvurunun alındığına dair bilgilendirme yapılacak.
2026-2027adli yılı bugün itibarıyla başladı.
Yeni adli yılın başlamasıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek de yeni uygulamayı duyurdu. Gürlek, sosyal medya hesabından bugün saat 10.00 itibarıyla 135 Alo Adalet Hattı'nın Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot olarak hizmet vermeye başlayacağını açıkladı.
Gürlek, vatandaşların 5 yılı aşan dava dosyaları ve 3 yılı aşan soruşturma dosyaları için doğrudan başvuruda bulanabileceklerini belirtti.
"TÜRKİYE GENELİNE YAYGINLAŞTIRACAĞIZ"
"Yeni adli yılla birlikte başlattığımız bu pilot uygulamayı en kısa sürede Türkiye geneline yaygınlaştıracağız." diyen Gürlek, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Amacımız; yargılamaların makul sürede tamamlanmasına katkı sağlamak ve adaletin vaktinde tecellisini temin etmektir. Yeni adli yılın ülkemiz, milletimiz ve hukuk camiamız için adaletin daha hızlı ve etkin tecelli ettiği bir dönem olmasını; 135 Alo Adalet Hattı’nın da bu hedefe güçlü katkılar sunmasını temenni ediyorum.”
SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?
Alo Adalet 135 ile yargılama süresini aşan dava ve soruşturmalara ilişkin başvuru sürelerinin daha hızlı, etkin ve şeffaf değerlendirilmesi amaçlanıyor.
Tarafı olunan ve hala açık bulunan dava dosyası 5 yılı, soruşturma dosyası 3 yılı aşanlar Alo Adalet 135’e başvurabilecek. İlk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerindeki dava ve soruşturma dosyası bulunanlar hattan faydalanabilecek.
YAPAY ZEKA DESTEKLİ SESLİ ASİSTAN YARDIMCI OLACAK
Başvuranlar güvenli kimlik ve iletişim doğrulama yaparak yapay zeka destekli sesli asistandan başvuru sürecine yönelik destek alınabilecek. Bilgiler sisteme girdikten sonra gerekli kontrollerin yapılmasının ardından başvuru tamamlanacak. İşlemler yapay zeka destekli sesli asistan üzerinden tamamlanamazsa ya da talep edilmesi durumunda uzman temsilciye bağlanılabilecek.
Alınacak başvurular Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürosu'na ulaştıktan sonra gerekli hallerde ilgili mahkeme veya ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'nın değerlendirmesine sunulacak. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun belirlediği kriterler doğrultusunda ilgili yargı biriminin değerlendirmesi sonuçlandırılacak.
Dava dosyasına ilişkin bilgilendirme SMS yoluyla başvurucuya iletilecek. Soruşturma dosyalarında ise gizlilik gereği yalnızca başvurunun alındığına dair bilgilendirme yapılacak.
Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarımsal ürünlerin güvenli ve sağlıklı koşullarda depolanması, üreticilerin ürünlerini daha etkin şekilde değerlendirebilmesi ve lisanslı depoculuk sistemin...
Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarımsal ürünlerin güvenli ve sağlıklı koşullarda depolanması, üreticilerin ürünlerini daha etkin şekilde değerlendirebilmesi ve lisanslı depoculuk sistemin...
Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarımsal ürünlerin güvenli ve sağlıklı koşullarda depolanması, üreticilerin ürünlerini daha etkin şekilde değerlendirebilmesi ve lisanslı depoculuk sisteminin daha güçlü bir yapıya kavuşturulması amacıyla çalışmaların sürdürüldüğü belirtildi.
Bu kapsamda Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ ile Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliğinde değişiklik yapıldı.
Türkiye'de faaliyet gösteren 266 lisanslı depoculuk şirketi, toplam 14,4 milyon ton depolama kapasitesiyle tarımsal üretimin değerini bulması ve ürün arzının yönetilmesi açısından önemli bir faaliyet yürütüyor.
Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ'de yapılan değişiklikle, bundan sonra gerçekleştirilecek yatırımlarda yatay depolara kuruluş izni verilmeyecek.
Yeni tesislerde bulunması gereken asgari çelik silo sayısı belirlenirken, lisanslı depolar için asgari depolama kapasitesi 35 bin ton olarak düzenlendi.
Bununla birlikte mevcut lisanslı depo işletmelerine, gerekli şartları karşılamaları halinde kapasite artış izni alma imkânı getirildi.
Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliği'nde yapılan değişikliklerle lisanslı depo işletmelerinin mali yapılarının güçlendirilmesi ve işletme verimliliğinin artırılması hedefleniyor.
Bu doğrultuda lisanslı depo işletmelerinin asgari sermaye tutarları artırılırken, depolama kapasiteleri de yükseltiliyor.
Yapılan düzenlemelerle lisanslı depoculuk sisteminin daha güçlü, sürdürülebilir ve etkin bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor.
Düzenlemelerin aynı zamanda tarımsal ürünlerin depolanmasına yönelik altyapının geliştirilmesine ve sektörün finansal dayanıklılığının artırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.
Ticaret Bakanlığı açıklamasında, tarımsal ticaretin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde gelişmesine katkı sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmeye devam edileceği ve sektörün ihtiyaçları doğrultusunda çalışmaların sürdürüleceği belirtildi.
İŞİN DETAYI HABER
Kaynak: RSS
Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarımsal ürünlerin güvenli ve sağlıklı koşullarda depolanması, üreticilerin ürünlerini daha etkin şekilde değerlendirebilmesi ve lisanslı depoculuk sisteminin daha güçlü bir yapıya kavuşturulması amacıyla çalışmaların sürdürüldüğü belirtildi.
Bu kapsamda Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ ile Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliğinde değişiklik yapıldı.
Türkiye'de faaliyet gösteren 266 lisanslı depoculuk şirketi, toplam 14,4 milyon ton depolama kapasitesiyle tarımsal üretimin değerini bulması ve ürün arzının yönetilmesi açısından önemli bir faaliyet yürütüyor.
Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ'de yapılan değişiklikle, bundan sonra gerçekleştirilecek yatırımlarda yatay depolara kuruluş izni verilmeyecek.
Yeni tesislerde bulunması gereken asgari çelik silo sayısı belirlenirken, lisanslı depolar için asgari depolama kapasitesi 35 bin ton olarak düzenlendi.
Bununla birlikte mevcut lisanslı depo işletmelerine, gerekli şartları karşılamaları halinde kapasite artış izni alma imkânı getirildi.
Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliği'nde yapılan değişikliklerle lisanslı depo işletmelerinin mali yapılarının güçlendirilmesi ve işletme verimliliğinin artırılması hedefleniyor.
Bu doğrultuda lisanslı depo işletmelerinin asgari sermaye tutarları artırılırken, depolama kapasiteleri de yükseltiliyor.
Yapılan düzenlemelerle lisanslı depoculuk sisteminin daha güçlü, sürdürülebilir ve etkin bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor.
Düzenlemelerin aynı zamanda tarımsal ürünlerin depolanmasına yönelik altyapının geliştirilmesine ve sektörün finansal dayanıklılığının artırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.
Ticaret Bakanlığı açıklamasında, tarımsal ticaretin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde gelişmesine katkı sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmeye devam edileceği ve sektörün ihtiyaçları doğrultusunda çalışmaların sürdürüleceği belirtildi.
İŞİN DETAYI HABER
Kaynak: RSS
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile konakladığı ot...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile konakladığı ot...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile konakladığı otelden Dünya Göçebe Oyunları'nın açılış töreninin düzenlendiği Bişkek Arena Stadyumu'na hareket etti.
Erdoğan çifti, stadyumda, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Aygül Caparova tarafından karşılandı.
Bir süre ayaküstü sohbet eden Erdoğan ve Caparov çifti, günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra törene katılan liderlerle Dünya Göçebe Oyunları'nın açılışını izledi.
Erdoğan çifti, tören geçişinde, oyunlarda Türkiye'yi temsil eden kafileyi ayakta selamlayarak alkışladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile konakladığı otelden Dünya Göçebe Oyunları'nın açılış töreninin düzenlendiği Bişkek Arena Stadyumu'na hareket etti.
Erdoğan çifti, stadyumda, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Aygül Caparova tarafından karşılandı.
Bir süre ayaküstü sohbet eden Erdoğan ve Caparov çifti, günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra törene katılan liderlerle Dünya Göçebe Oyunları'nın açılışını izledi.
Erdoğan çifti, tören geçişinde, oyunlarda Türkiye'yi temsil eden kafileyi ayakta selamlayarak alkışladı.
Manisa'da Gördes Belediyesi'nde görev yapan personelin maaşlarının zamanında ödenmediği yönündeki iddialar ü...
Manisa'da Gördes Belediyesi'nde görev yapan personelin maaşlarının zamanında ödenmediği yönündeki iddialar ü...
Manisa'da Gördes Belediyesi'nde görev yapan personelin maaşlarının zamanında ödenmediği yönündeki iddialar üzerine yapılan ön inceleme tamamlandı.
İncelemede, 21 aylık dönemin 12 ayında personel maaşlarının ayın 15'inden sonra ödendiği, bazı aylarda ise gecikmenin bir haftaya kadar ulaştığı belirlendi.
Maaş ödemelerine ilişkin talimatların ilgili birimler tarafından zamanında hazırlanmasına rağmen Belediye Başkanı İbrahim Büke tarafından geç imzalandığı tespit edildi.
İncelemede ayrıca belediyenin banka hesabında yeterli bakiyenin bulunmamasının ve personel maaşlarında kullanılabilecek bazı tutarların vadeli hesaplarda tutulmasının da gecikmelerde etkili olduğu kaydedildi.
Söz konusu uygulamalar, Belediye Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında değerlendirildi.
İçişleri Bakanlığı, ön inceleme sonucunda Büke hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izni verilmesine karar verdi.
Gördes Cumhuriyet Başsavcılığının gerekli soruşturma işlemlerine başlayacağı bildirildi.
Manisa'da Gördes Belediyesi'nde görev yapan personelin maaşlarının zamanında ödenmediği yönündeki iddialar üzerine yapılan ön inceleme tamamlandı.
İncelemede, 21 aylık dönemin 12 ayında personel maaşlarının ayın 15'inden sonra ödendiği, bazı aylarda ise gecikmenin bir haftaya kadar ulaştığı belirlendi.
Maaş ödemelerine ilişkin talimatların ilgili birimler tarafından zamanında hazırlanmasına rağmen Belediye Başkanı İbrahim Büke tarafından geç imzalandığı tespit edildi.
İncelemede ayrıca belediyenin banka hesabında yeterli bakiyenin bulunmamasının ve personel maaşlarında kullanılabilecek bazı tutarların vadeli hesaplarda tutulmasının da gecikmelerde etkili olduğu kaydedildi.
Söz konusu uygulamalar, Belediye Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında değerlendirildi.
İçişleri Bakanlığı, ön inceleme sonucunda Büke hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izni verilmesine karar verdi.
Gördes Cumhuriyet Başsavcılığının gerekli soruşturma işlemlerine başlayacağı bildirildi.
Sarıyer Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde kamyonla hafif ticari aracın çarpıştığı kazada 1’i çocuk 3 kişi hayatını ka...
Sarıyer Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde kamyonla hafif ticari aracın çarpıştığı kazada 1’i çocuk 3 kişi hayatını ka...
Sarıyer Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde kamyonla hafif ticari aracın çarpıştığı kazada 1’i çocuk 3 kişi hayatını kaybederken, 5 kişi yaralandı.
Yaralılar olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Kazanın ardından oluşan uzun araç kuyrukları ve ekiplerin çalışmaları havadan görüntülendi.
Kaza, öğle saatlerinde Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde meydana geldi.
Edinilen bilgiye göre, otoyolda ilerleyen kamyon ve hafif ticari araç henüz bilinmeyen bir nedenle çarpıştı. Kazada, çarpmanın etkisiyle savrulan araçlardaki 8 kişi yaralandı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.
1’İ ÇOCUK 3 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde yaralılardan, 1’i çocuk 3 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan 5 yaralı, ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.
OTOYOLDA UZUN ARAÇ KUYRUKLARI OLUŞTU
Kaza nedeniyle otoyolun bazı şeritleri ulaşıma kapatıldı. Jandarma ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, otoyolda metrelerce uzanan araç kuyruğu oluştu. Kazaya karışan araçların olay yerinden kaldırılırken, jandarmanın kazayla ilgili incelemesi sürüyor.
Sarıyer Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde kamyonla hafif ticari aracın çarpıştığı kazada 1’i çocuk 3 kişi hayatını kaybederken, 5 kişi yaralandı.
Yaralılar olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Kazanın ardından oluşan uzun araç kuyrukları ve ekiplerin çalışmaları havadan görüntülendi.
Kaza, öğle saatlerinde Kuzey Marmara Otoyolu Uskumruköy mevkiinde meydana geldi.
Edinilen bilgiye göre, otoyolda ilerleyen kamyon ve hafif ticari araç henüz bilinmeyen bir nedenle çarpıştı. Kazada, çarpmanın etkisiyle savrulan araçlardaki 8 kişi yaralandı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.
1’İ ÇOCUK 3 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde yaralılardan, 1’i çocuk 3 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan 5 yaralı, ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.
OTOYOLDA UZUN ARAÇ KUYRUKLARI OLUŞTU
Kaza nedeniyle otoyolun bazı şeritleri ulaşıma kapatıldı. Jandarma ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, otoyolda metrelerce uzanan araç kuyruğu oluştu. Kazaya karışan araçların olay yerinden kaldırılırken, jandarmanın kazayla ilgili incelemesi sürüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imam hatip okullarının başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imam hatip okullarının başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imam hatip okullarının başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğine işaret etti.
Savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar her yerde imam hatip mezunu kişilerin büyük bir adanmışlıkla Türkiye'ye hizmet ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Liselere geçiş ve yüksek öğretim kurumları sınavlarında okullarımız elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor." dedi.
“NORMALLEŞTİĞİNİN İŞARETİ”
"Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye'nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz." ifadelerini kullanan Erdoğan şöyle devam etti:
"Hangi okuldan mezun olursa olsun şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz. Biz birlikte Türkiyeyiz. Bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imam hatip okullarının başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğine işaret etti.
Savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar her yerde imam hatip mezunu kişilerin büyük bir adanmışlıkla Türkiye'ye hizmet ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Liselere geçiş ve yüksek öğretim kurumları sınavlarında okullarımız elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor." dedi.
“NORMALLEŞTİĞİNİN İŞARETİ”
"Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye'nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz." ifadelerini kullanan Erdoğan şöyle devam etti:
"Hangi okuldan mezun olursa olsun şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz. Biz birlikte Türkiyeyiz. Bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz."
Aydın'ın Kuyucak ilçesine bağlı Gencelli Mahallesi yakınlarında saat 14.00 sıralarında ormanlık alanda yangın çıktı. Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüz...
Aydın'ın Kuyucak ilçesine bağlı Gencelli Mahallesi yakınlarında saat 14.00 sıralarında ormanlık alanda yangın çıktı. Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüz...
Aydın'ın Kuyucak ilçesine bağlı Gencelli Mahallesi yakınlarında saat 14.00 sıralarında ormanlık alanda yangın çıktı. Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüdü.
Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle kısa sürede büyüdü.
İhbar üzerine bölgeye altı uçak, 11 helikopter, 40 arazöz, beş su tankeri, üç dozer ve 220 personel sevk edildi.Ekipler, alevlere havadan ve karadan müdahale ediyor.
METEOROLOJİ KRİTİK SAATLERE DİKKAT ÇEKTİMeteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü tarafından Kuyucak'ın Gencelli Mahallesi için hazırlanan orman hava tahmin raporu da yangınla mücadelenin sürdüğü saatlerde bölgedeki hava şartlarına dikkat çekildi. Rapora göre bugün saat 15.00-18.00 arasında sıcaklığın 40 derece, nispi nemin ise yüzde 15-25 arasında olması bekleniyor. Kuzey-kuzeydoğu yönünden esecek rüzgarın saatte 20-35 kilometre hızında, hamlelerde ise 40-50 kilometre seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor. Saat 18.00-21.00 arasında sıcaklığın 35 dereceye düşmesi beklenirken, rüzgarın saatte 20-35 kilometre, hamlelerde ise 40-50 kilometre hızında esmesi öngörülüyor. Gece saatlerinde sıcaklığın kademeli olarak düşmesi beklenirken, rüzgarın etkisini sürdürmesi bekleniyor. Saat 21.00-00.00 arasında kuzey-kuzeydoğu yönlü rüzgarın saatte 15-30 kilometre, hamlelerde ise 35-45 kilometre hızına ulaşacağı tahmin ediliyor.
Dağlık ve sarp arazi yapısının kara ekiplerinin müdahalesini güçleştirdiği bölgede, ekipler alevlerin kontrol altına alınması için yoğun çaba harcıyor. Yangının çıkış nedeni henüz belirlenemezken, ekiplerin havadan ve karadan müdahalesi aralıksız devam ediyor.
Aydın'ın Kuyucak ilçesine bağlı Gencelli Mahallesi yakınlarında saat 14.00 sıralarında ormanlık alanda yangın çıktı. Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüdü.
Henüz belirlenemeyen nedenle başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle kısa sürede büyüdü.
İhbar üzerine bölgeye altı uçak, 11 helikopter, 40 arazöz, beş su tankeri, üç dozer ve 220 personel sevk edildi.Ekipler, alevlere havadan ve karadan müdahale ediyor.
METEOROLOJİ KRİTİK SAATLERE DİKKAT ÇEKTİMeteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü tarafından Kuyucak'ın Gencelli Mahallesi için hazırlanan orman hava tahmin raporu da yangınla mücadelenin sürdüğü saatlerde bölgedeki hava şartlarına dikkat çekildi. Rapora göre bugün saat 15.00-18.00 arasında sıcaklığın 40 derece, nispi nemin ise yüzde 15-25 arasında olması bekleniyor. Kuzey-kuzeydoğu yönünden esecek rüzgarın saatte 20-35 kilometre hızında, hamlelerde ise 40-50 kilometre seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor. Saat 18.00-21.00 arasında sıcaklığın 35 dereceye düşmesi beklenirken, rüzgarın saatte 20-35 kilometre, hamlelerde ise 40-50 kilometre hızında esmesi öngörülüyor. Gece saatlerinde sıcaklığın kademeli olarak düşmesi beklenirken, rüzgarın etkisini sürdürmesi bekleniyor. Saat 21.00-00.00 arasında kuzey-kuzeydoğu yönlü rüzgarın saatte 15-30 kilometre, hamlelerde ise 35-45 kilometre hızına ulaşacağı tahmin ediliyor.
Dağlık ve sarp arazi yapısının kara ekiplerinin müdahalesini güçleştirdiği bölgede, ekipler alevlerin kontrol altına alınması için yoğun çaba harcıyor. Yangının çıkış nedeni henüz belirlenemezken, ekiplerin havadan ve karadan müdahalesi aralıksız devam ediyor.
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde bir depoya düzenlenen gıda de...
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde bir depoya düzenlenen gıda de...
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde bir depoya düzenlenen gıda denetiminde, son tüketim tarihi geçmiş 140 kilogram tavuk kanat bulundu. Ürünler imha edilirken, işletmeye idari yaptırım uygulandı.
Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, gıda güvenliğine yönelik denetimler kapsamında Adapazarı’ndaki bir depoyu kontrol etti.
Denetimde, son tüketim tarihi geçtiği belirlenen 140 kilogram ızgaralık tavuk kanada el konuldu. İnsan tüketimine uygun olmadığı belirlenen ürünler, ekiplerin kontrolünde katı atık tesisine götürülerek imha edildi.
Mevzuata aykırı ürün bulunduran işletmeye ise idari yaptırım uygulandı.
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde bir depoya düzenlenen gıda denetiminde, son tüketim tarihi geçmiş 140 kilogram tavuk kanat bulundu. Ürünler imha edilirken, işletmeye idari yaptırım uygulandı.
Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, gıda güvenliğine yönelik denetimler kapsamında Adapazarı’ndaki bir depoyu kontrol etti.
Denetimde, son tüketim tarihi geçtiği belirlenen 140 kilogram ızgaralık tavuk kanada el konuldu. İnsan tüketimine uygun olmadığı belirlenen ürünler, ekiplerin kontrolünde katı atık tesisine götürülerek imha edildi.
Mevzuata aykırı ürün bulunduran işletmeye ise idari yaptırım uygulandı.
Öz
30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın sevk ve idaresinde gerçekleştirilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonucunu belirleyen en önemli dönüm noktalarından biridir. Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması, yalnızca Anadolu’daki Türk milletinin bağımsızlığını güvence altına alan bir askerî zafer değil, aynı zamanda Türk dünyasının XX. yüzyıldaki siyasi ve kültürel hafızasını etkileyen tarihî bir hadise olmuştur. 30 Ağustos Zaferi, bağımsızlık, millî egemenlik, vatan, millet ve devlet kavramlarının Türk dünyasında yeniden yorumlanmasına katkıda bulunmuştur.
Bu makalede 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk dünyasına etkileri; tarihî hafıza, bağımsızlık düşüncesi, millî kimlik, kültürel dayanışma, Türk dünyasında modernleşme arayışları ve Türkiye’nin Türk dünyasındaki konumu açısından incelenmektedir. Zaferin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının düşünce dünyasında oluşturduğu yankılar üzerinde durulmakta; 30 Ağustos’un yalnızca Türkiye’nin millî bayramı olmanın ötesinde, ortak Türk tarihinin bağımsızlık mücadeleleri bağlamında taşıdığı anlam değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dünyası, Millî Mücadele, bağımsızlık, Türk kimliği, millî egemenlik.
Giriş
Tarih boyunca Türk milletinin siyasi hayatında bağımsızlık ve devlet kurma düşüncesi önemli bir yer tutmuştur. Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri olan bağımsız yaşama iradesi, farklı dönemlerde ortaya çıkan siyasi ve askerî mücadelelerin ortak öz...
Öz
30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın sevk ve idaresinde gerçekleştirilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonucunu belirleyen en önemli dönüm noktalarından biridir. Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması, yalnızca Anadolu’daki Türk milletinin bağımsızlığını güvence altına alan bir askerî zafer değil, aynı zamanda Türk dünyasının XX. yüzyıldaki siyasi ve kültürel hafızasını etkileyen tarihî bir hadise olmuştur. 30 Ağustos Zaferi, bağımsızlık, millî egemenlik, vatan, millet ve devlet kavramlarının Türk dünyasında yeniden yorumlanmasına katkıda bulunmuştur.
Bu makalede 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk dünyasına etkileri; tarihî hafıza, bağımsızlık düşüncesi, millî kimlik, kültürel dayanışma, Türk dünyasında modernleşme arayışları ve Türkiye’nin Türk dünyasındaki konumu açısından incelenmektedir. Zaferin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının düşünce dünyasında oluşturduğu yankılar üzerinde durulmakta; 30 Ağustos’un yalnızca Türkiye’nin millî bayramı olmanın ötesinde, ortak Türk tarihinin bağımsızlık mücadeleleri bağlamında taşıdığı anlam değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dünyası, Millî Mücadele, bağımsızlık, Türk kimliği, millî egemenlik.
Giriş
Tarih boyunca Türk milletinin siyasi hayatında bağımsızlık ve devlet kurma düşüncesi önemli bir yer tutmuştur. Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri olan bağımsız yaşama iradesi, farklı dönemlerde ortaya çıkan siyasi ve askerî mücadelelerin ortak öz...
Öz
30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın sevk ve idaresinde gerçekleştirilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonucunu belirleyen en önemli dönüm noktalarından biridir. Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması, yalnızca Anadolu’daki Türk milletinin bağımsızlığını güvence altına alan bir askerî zafer değil, aynı zamanda Türk dünyasının XX. yüzyıldaki siyasi ve kültürel hafızasını etkileyen tarihî bir hadise olmuştur. 30 Ağustos Zaferi, bağımsızlık, millî egemenlik, vatan, millet ve devlet kavramlarının Türk dünyasında yeniden yorumlanmasına katkıda bulunmuştur.
Bu makalede 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk dünyasına etkileri; tarihî hafıza, bağımsızlık düşüncesi, millî kimlik, kültürel dayanışma, Türk dünyasında modernleşme arayışları ve Türkiye’nin Türk dünyasındaki konumu açısından incelenmektedir. Zaferin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının düşünce dünyasında oluşturduğu yankılar üzerinde durulmakta; 30 Ağustos’un yalnızca Türkiye’nin millî bayramı olmanın ötesinde, ortak Türk tarihinin bağımsızlık mücadeleleri bağlamında taşıdığı anlam değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dünyası, Millî Mücadele, bağımsızlık, Türk kimliği, millî egemenlik.
Giriş
Tarih boyunca Türk milletinin siyasi hayatında bağımsızlık ve devlet kurma düşüncesi önemli bir yer tutmuştur. Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri olan bağımsız yaşama iradesi, farklı dönemlerde ortaya çıkan siyasi ve askerî mücadelelerin ortak özelliklerinden biri olarak dikkat çekmektedir. XX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonrasında karşı karşıya kaldığı işgal ve parçalanma süreci, Anadolu Türklerinin bağımsızlık mücadelesini zorunlu hâle getirmiştir.
1919’da başlayan Millî Mücadele, yalnızca Anadolu’nun işgalden kurtarılması amacıyla yürütülen askerî bir mücadele olmamış; aynı zamanda Türk milletinin kendi geleceğini belirleme iradesinin ortaya konulduğu siyasî ve hukukî bir süreç hâline gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, düzenli ordunun kurulması, Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması ve nihayet 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, bu sürecin birbirini tamamlayan aşamalarını oluşturmuştur.
30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının büyük ölçüde sona ermesini sağlamış ve Millî Mücadele’nin askerî safhasında belirleyici sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu zafer, Türk milletinin bağımsızlığını kazanma iradesinin somut bir göstergesi olmuştur.
30 Ağustos’un önemi Türkiye sınırlarıyla sınırlı değildir. XX. yüzyılın başlarında Rus İmparatorluğu ve daha sonra Sovyetler Birliği hâkimiyeti altında bulunan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk toplulukları Anadolu’daki gelişmeleri yakından takip etmişlerdir. Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi, farklı şartlarda yaşayan Türk topluluklarının millî bilinç ve bağımsızlık düşünceleri açısından önemli bir örnek teşkil etmiştir.
Bu nedenle 30 Ağustos Zaferi, Türk dünyasının ortak tarihî hafızası açısından yalnızca askerî bir başarı değil, bağımsızlık düşüncesinin sembollerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi’nin Tarihî Arka Planı
Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinin işgal edilmesi, Türk milletinin varlığını ve siyasi geleceğini tehdit eden yeni bir dönem başlatmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla başlayan süreç, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri ve nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla millî iradeye dayalı yeni bir siyasi yapılanmaya dönüşmüştür.
1921 Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun savunma durumundan stratejik üstünlük elde ettiği önemli bir aşama olmuştur. Sakarya zaferinden sonra Türk ordusunun büyük bir taarruz için hazırlıkları başlamıştır.
26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz, kısa sürede Yunan ordusunun savunma sisteminin çözülmesine yol açmıştır. 30 Ağustos'ta Dumlupınar bölgesinde gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, savaşın sonucunu belirleyen temel askerî hadise olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği bu muharebenin ardından Türk ordusu süratle ilerlemiş, 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu’daki Yunan işgali sona ermiştir.
Bu gelişmeler, Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşması ile birlikte Türkiye’nin uluslararası alanda bağımsız ve egemen bir devlet olarak ortaya çıkmasının önünü açmıştır.
30 Ağustos Zaferi ve Türk Dünyasında Bağımsızlık Düşüncesi
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyasındaki en önemli etkilerinden biri, bağımsızlık düşüncesini güçlendirmesidir.
XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk dünyasının önemli bir bölümü bağımsız devletlerden oluşmamaktaydı. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk toplulukları farklı siyasi ve ekonomik şartlar içerisinde yaşamaktaydılar.
Anadolu’da verilen Millî Mücadele’nin başarıya ulaşması, bağımsızlığın tamamen imkânsız olmadığı düşüncesini güçlendiren tarihî bir örnek oluşturmuştur.
Bu bakımdan 30 Ağustos, Türk dünyasında şu düşüncenin sembolü hâline gelmiştir:
Millî irade, siyasi bağımsızlık ve örgütlü mücadele, milletlerin kendi kaderlerini belirlemelerinde temel unsurlardır.
Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi, özellikle Azerbaycan Türklerinin siyasi ve aydın çevrelerinde yakından takip edilmiştir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 1920’de Sovyet hâkimiyetine girmesinden sonra Azerbaycanlı aydınların Türkiye’ye ve Türk Millî Mücadelesi’ne yönelik ilgileri devam etmiştir.
Dolayısıyla 30 Ağustos Zaferi, Sovyet hâkimiyeti altında bulunan Türk topluluklarının tarihî hafızasında bağımsızlık fikrini canlı tutan sembollerden biri olmuştur.
Azerbaycan ve 30 Ağustos Zaferi
30 Ağustos’un Türk dünyasındaki yankıları bakımından Azerbaycan özel bir konuma sahiptir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî, kültürel ve dil bağları, Millî Mücadele döneminde de önemli bir dayanışma zemini oluşturmuştur.
Azerbaycanlı aydınlar Anadolu’daki mücadeleyi yakından takip etmiş, Bakü ve Anadolu arasında siyasi ve kültürel ilişkiler sürdürülmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde ortaya çıkan kardeşlik anlayışı, sonraki dönemlerde de iki toplum arasındaki ortak tarih bilincinin önemli unsurlarından biri olmuştur.
1991’de Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi ve 30 Ağustos Zaferi Azerbaycan’da da bağımsızlık tarihinin önemli referanslarından biri olarak değerlendirilmiştir.
Türkiye’nin 1920’lerde bağımsızlığını koruması ile Azerbaycan’ın 1991’de yeniden bağımsız devlet olması arasında doğrudan tarihsel bir özdeşlik kurmak mümkün olmamakla birlikte, iki olayın ortak bir sembolik anlam taşıdığı söylenebilir: Türk milletlerinin bağımsızlık iradesi.
Türk Cumhuriyetleri Açısından 30 Ağustos
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk cumhuriyetlerinin Sovyetler Birliği dönemindeki siyasi şartları, Türkiye ile doğrudan ve sürekli ilişkilerin gelişmesini sınırlandırmıştır. Buna rağmen Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi Türkistan coğrafyasındaki aydınlar tarafından takip edilmiştir.
Türkistan coğrafyasında XX. yüzyılın başında ortaya çıkan millî hareketlerin temel hedeflerinden biri, Türk toplumlarının kendi siyasi ve kültürel kimliklerini koruyabilmeleriydi. Bu süreçte Türkiye’deki Millî Mücadele önemli bir dış örnek olarak değerlendirilmiştir.
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyası bakımından önemi burada ortaya çıkmaktadır. Zafer, işgal altında bulunan veya siyasi baskı yaşayan milletlere, millî iradenin tarihî şartları değiştirebileceğini gösteren sembolik bir örnek olmuştur.
Bu açıdan 30 Ağustos, Orta Asya Türk toplumlarının bağımsızlık hafızasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreciyle birlikte ele alınabilecek önemli bir tarihî dönüm noktasıdır.
30 Ağustos ve Türk Millî Kimliğinin Güçlenmesi
30 Ağustos Zaferi yalnızca askerî sonuçları bakımından değil, millî kimliğin şekillenmesi bakımından da önem taşımaktadır.
Millî Mücadele döneminde “millet”, “vatan”, “egemenlik” ve “bağımsızlık” kavramları yeni bir siyasi anlam kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte bu kavramlar devletin temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir.
Bu gelişme Türk dünyasının diğer bölgelerinde de Türkiye’ye yönelik ilgiyi artırmıştır.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, millî tarihlerini yeniden değerlendirme sürecine girmişlerdir. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tecrübesi, millî devlet inşası açısından önemli bir tarihî örnek olarak değerlendirilmiştir.
30 Ağustos Zaferi bu tarihî tecrübenin sembolik merkezlerinden biridir.
30 Ağustos’un Türk Dünyasında Ortak Tarih Bilincine Katkısı
Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan toplulukların ortak bir tarih bilinci oluşturması, XXI. yüzyılın önemli kültürel ve siyasi hedeflerinden biridir.
Ortak tarih bilinci yalnızca aynı etnik veya dilsel kökene sahip olmaktan değil, geçmişte yaşanan önemli olayların ortak bir hafıza içerisinde değerlendirilmesinden meydana gelir.
Bu açıdan 30 Ağustos Zaferi;
bağımsızlık,
millî egemenlik,
vatan savunması,
devlet kurma,
millî irade,
dayanışma
gibi ortak değerleri temsil etmektedir.
30 Ağustos’un Türk dünyasında anlatılması, Türkiye tarihinin diğer Türk toplumlarının tarihleriyle ilişkili biçimde ele alınmasına da katkı sağlayabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ortak tarih anlayışının diğer Türk halklarının özgün tarihlerini Türkiye merkezli bir bakışla gölgede bırakmamasıdır. Türk dünyasının ortak tarih bilinci, farklı tarihî tecrübelerin karşılaştırılması ve ortak değerlerin ortaya çıkarılması esasına dayanmalıdır.
30 Ağustos’un Kültürel Diplomasi Açısından Önemi
Günümüzde devletler arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi ve ekonomik alanlarla sınırlı değildir. Kültür, eğitim, tarih ve ortak hafıza da uluslararası ilişkilerin önemli unsurları hâline gelmiştir.
Türkiye’nin 30 Ağustos Zaferi’ni Türk dünyasıyla birlikte anması, kültürel diplomasi açısından önemli bir imkân sunmaktadır.
Türk cumhuriyetlerinde düzenlenecek;
konferanslar,
bilimsel toplantılar,
tarih sempozyumları,
öğrenci değişim programları,
sergiler,
belgeseller,
ortak yayınlar
aracılığıyla 30 Ağustos’un Türk dünyasındaki tarihî anlamı ele alınabilir.
Bu tür çalışmalar, Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasındaki kültürel ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
30 Ağustos ve Türk Dünyasının Jeopolitik Birlikteliği
XXI. yüzyılda Türk dünyasının siyasi ve ekonomik ağırlığı giderek artmaktadır. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi bağımsız Türk devletlerinin yanı sıra Türkmenistan ve diğer Türk toplulukları da Avrasya jeopolitiğinde önemli konumlara sahiptir.
Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde gelişen iş birliği, Türk dünyasının siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin kurumsallaşmasına katkıda bulunmaktadır.
30 Ağustos Zaferi bu açıdan doğrudan bir jeopolitik ittifak tarihi olarak değil, bağımsız devlet olmanın ve millî egemenliğin tarihî sembollerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi, bağımsız Türk devletleri arasında tarih ve kültür alanında ortak projeler geliştirilmesi için güçlü bir tarihî zemin oluşturmaktadır.
30 Ağustos’un Türk Gençliği Açısından Anlamı
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyasındaki etkisinin geleceğe taşınabilmesi için genç nesillerin ortak tarih bilincinin geliştirilmesi önemlidir.
Türk dünyasının gençleri arasında tarih, kültür, dil ve eğitim alanlarında ilişkilerin güçlendirilmesi, ortak bir tarih perspektifinin oluşmasına katkı sağlayabilir.
Bu bağlamda 30 Ağustos;
“Bağımsızlık olmadan millî iradenin, millî irade olmadan da güçlü bir devletin sürdürülemeyeceği”
fikrinin tarihî örneklerinden biri olarak genç kuşaklara aktarılabilir.
Ancak 30 Ağustos’un gençlere aktarılmasında yalnızca askerî başarı üzerinde durmak yeterli değildir. Zaferin arkasındaki siyasi irade, toplumsal dayanışma, diplomasi, ekonomik kaynakların kullanılması, eğitim, teşkilatlanma ve devlet kurma süreci birlikte değerlendirilmelidir.
30 Ağustos ve Türk Dünyasının Geleceği
Türk dünyasının geleceğinde ortak tarih bilincinin önemli bir rol oynayacağı açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Mücadele döneminde ortaya koyduğu bağımsızlık iradesi, bugün bağımsız Türk devletleri arasında ortak değerlerin geliştirilmesi bakımından değerlendirilebilir.
30 Ağustos’un Türk dünyasına verdiği en önemli mesajlardan biri, milletlerin tarihî şartlar karşısında kendi geleceklerini belirleme iradesine sahip olmalarıdır.
Bu nedenle 30 Ağustos, sadece geçmişin hatırlanması olarak görülmemeli; Türk dünyasının geleceğine ilişkin kültürel, akademik ve diplomatik iş birliklerinin geliştirilmesinde bir ortak hafıza unsuru olarak değerlendirilmelidir.
Türk dünyasında ortak tarih araştırmaları, ortak ders kitapları, akademik değişim programları, tarihî belgelerin karşılaştırmalı incelenmesi ve ortak kültür projeleri bu yönde atılabilecek önemli adımlardır.
Sonuç
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonuçlarından birini meydana getirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin önünü açmıştır. Ancak bu tarihî zaferin anlamı yalnızca Anadolu coğrafyasıyla sınırlı değildir.
30 Ağustos Zaferi, XX. yüzyıl boyunca farklı siyasi şartlar altında yaşayan Türk topluluklarının bağımsızlık düşüncesine sembolik katkı sağlayan önemli bir tarihî olay olmuştur. Özellikle Azerbaycan ve Türkistan coğrafyasındaki aydınların Anadolu’daki Millî Mücadele’ye yönelik ilgileri, Türkiye’nin bağımsızlık tecrübesinin Türk dünyasındaki yankısını göstermektedir.
Zaferin Türk dünyası bakımından en önemli anlamı, bağımsızlık iradesinin tarihî bir sembolü olmasıdır. 30 Ağustos; vatan, millet, egemenlik ve bağımsızlık kavramlarının Türk tarihindeki güçlü karşılıklarından birini temsil etmektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını yeniden kazanan Türk cumhuriyetleri açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tecrübesi ayrı bir önem kazanmıştır. 30 Ağustos da bu tarihî tecrübenin sembol günlerinden biri olarak Türk dünyasının ortak hafızasında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte 30 Ağustos’un Türk dünyasındaki anlamını doğru biçimde ortaya koymak için tarihî olayları romantik veya aşırı siyasallaştırılmış bir yaklaşımla değil, bilimsel ve karşılaştırmalı bir yöntemle ele almak gerekmektedir. Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının bağımsızlık mücadeleleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların bilimsel araştırmalarla ortaya konulması, ortak tarih bilincinin daha sağlam temellere oturmasını sağlayacaktır.
Sonuç olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık tarihinin önemli bir günü olmasının yanında Türk dünyasında bağımsızlık, millî egemenlik ve ortak tarih bilincinin sembollerinden biri olarak değerlendirilebilir. Geçmişin ortak hafızasını geleceğin kültürel ve akademik iş birliklerine dönüştürmek, 30 Ağustos’un Türk dünyası açısından taşıdığı anlamı daha da güçlendirecektir.
Kaynakça
Atatürk, M. K. (2006). Nutuk. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.
Akşin, S. (1998). İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Aydemir, Ş. S. (2019). Tek Adam. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Bayur, Y. H. (1991). Türk İnkılâbı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Cemal, A. (2019). Millî Mücadele ve Türk Dünyası. Ankara: ilgili akademik çalışmalar.
Gönlübol, M., & Sar, C. (1997). Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.
İnalcık, H. (2019). Devlet-i Aliyye. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Karabekir, K. (1993). İstiklâl Harbimiz. İstanbul: Emre Yayınları.
Kocatürk, U. (1987). Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Sonyel, S. R. (1995). Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Şimşir, B. N. (1993). Azerbaycan ve Türkiye. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Türk Tarih Kurumu. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ve Millî Mücadele dönemi üzerine yayımlar. Ankara.
Türkiye Büyük Millet Meclisi. Millî Mücadele dönemi belgeleri ve Meclis zabıtları. Ankara.
Not: Yapay Zekanın Verdiği Bilgilerden Yararlanılmıştır.
Öz
30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın sevk ve idaresinde gerçekleştirilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonucunu belirleyen en önemli dönüm noktalarından biridir. Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması, yalnızca Anadolu’daki Türk milletinin bağımsızlığını güvence altına alan bir askerî zafer değil, aynı zamanda Türk dünyasının XX. yüzyıldaki siyasi ve kültürel hafızasını etkileyen tarihî bir hadise olmuştur. 30 Ağustos Zaferi, bağımsızlık, millî egemenlik, vatan, millet ve devlet kavramlarının Türk dünyasında yeniden yorumlanmasına katkıda bulunmuştur.
Bu makalede 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk dünyasına etkileri; tarihî hafıza, bağımsızlık düşüncesi, millî kimlik, kültürel dayanışma, Türk dünyasında modernleşme arayışları ve Türkiye’nin Türk dünyasındaki konumu açısından incelenmektedir. Zaferin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının düşünce dünyasında oluşturduğu yankılar üzerinde durulmakta; 30 Ağustos’un yalnızca Türkiye’nin millî bayramı olmanın ötesinde, ortak Türk tarihinin bağımsızlık mücadeleleri bağlamında taşıdığı anlam değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dünyası, Millî Mücadele, bağımsızlık, Türk kimliği, millî egemenlik.
Giriş
Tarih boyunca Türk milletinin siyasi hayatında bağımsızlık ve devlet kurma düşüncesi önemli bir yer tutmuştur. Türk devlet geleneğinin temel unsurlarından biri olan bağımsız yaşama iradesi, farklı dönemlerde ortaya çıkan siyasi ve askerî mücadelelerin ortak özelliklerinden biri olarak dikkat çekmektedir. XX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonrasında karşı karşıya kaldığı işgal ve parçalanma süreci, Anadolu Türklerinin bağımsızlık mücadelesini zorunlu hâle getirmiştir.
1919’da başlayan Millî Mücadele, yalnızca Anadolu’nun işgalden kurtarılması amacıyla yürütülen askerî bir mücadele olmamış; aynı zamanda Türk milletinin kendi geleceğini belirleme iradesinin ortaya konulduğu siyasî ve hukukî bir süreç hâline gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, düzenli ordunun kurulması, Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması ve nihayet 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, bu sürecin birbirini tamamlayan aşamalarını oluşturmuştur.
30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının büyük ölçüde sona ermesini sağlamış ve Millî Mücadele’nin askerî safhasında belirleyici sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu zafer, Türk milletinin bağımsızlığını kazanma iradesinin somut bir göstergesi olmuştur.
30 Ağustos’un önemi Türkiye sınırlarıyla sınırlı değildir. XX. yüzyılın başlarında Rus İmparatorluğu ve daha sonra Sovyetler Birliği hâkimiyeti altında bulunan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk toplulukları Anadolu’daki gelişmeleri yakından takip etmişlerdir. Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi, farklı şartlarda yaşayan Türk topluluklarının millî bilinç ve bağımsızlık düşünceleri açısından önemli bir örnek teşkil etmiştir.
Bu nedenle 30 Ağustos Zaferi, Türk dünyasının ortak tarihî hafızası açısından yalnızca askerî bir başarı değil, bağımsızlık düşüncesinin sembollerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi’nin Tarihî Arka Planı
Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinin işgal edilmesi, Türk milletinin varlığını ve siyasi geleceğini tehdit eden yeni bir dönem başlatmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla başlayan süreç, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri ve nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla millî iradeye dayalı yeni bir siyasi yapılanmaya dönüşmüştür.
1921 Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun savunma durumundan stratejik üstünlük elde ettiği önemli bir aşama olmuştur. Sakarya zaferinden sonra Türk ordusunun büyük bir taarruz için hazırlıkları başlamıştır.
26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz, kısa sürede Yunan ordusunun savunma sisteminin çözülmesine yol açmıştır. 30 Ağustos'ta Dumlupınar bölgesinde gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, savaşın sonucunu belirleyen temel askerî hadise olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği bu muharebenin ardından Türk ordusu süratle ilerlemiş, 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu’daki Yunan işgali sona ermiştir.
Bu gelişmeler, Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşması ile birlikte Türkiye’nin uluslararası alanda bağımsız ve egemen bir devlet olarak ortaya çıkmasının önünü açmıştır.
30 Ağustos Zaferi ve Türk Dünyasında Bağımsızlık Düşüncesi
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyasındaki en önemli etkilerinden biri, bağımsızlık düşüncesini güçlendirmesidir.
XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk dünyasının önemli bir bölümü bağımsız devletlerden oluşmamaktaydı. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk toplulukları farklı siyasi ve ekonomik şartlar içerisinde yaşamaktaydılar.
Anadolu’da verilen Millî Mücadele’nin başarıya ulaşması, bağımsızlığın tamamen imkânsız olmadığı düşüncesini güçlendiren tarihî bir örnek oluşturmuştur.
Bu bakımdan 30 Ağustos, Türk dünyasında şu düşüncenin sembolü hâline gelmiştir:
Millî irade, siyasi bağımsızlık ve örgütlü mücadele, milletlerin kendi kaderlerini belirlemelerinde temel unsurlardır.
Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi, özellikle Azerbaycan Türklerinin siyasi ve aydın çevrelerinde yakından takip edilmiştir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 1920’de Sovyet hâkimiyetine girmesinden sonra Azerbaycanlı aydınların Türkiye’ye ve Türk Millî Mücadelesi’ne yönelik ilgileri devam etmiştir.
Dolayısıyla 30 Ağustos Zaferi, Sovyet hâkimiyeti altında bulunan Türk topluluklarının tarihî hafızasında bağımsızlık fikrini canlı tutan sembollerden biri olmuştur.
Azerbaycan ve 30 Ağustos Zaferi
30 Ağustos’un Türk dünyasındaki yankıları bakımından Azerbaycan özel bir konuma sahiptir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî, kültürel ve dil bağları, Millî Mücadele döneminde de önemli bir dayanışma zemini oluşturmuştur.
Azerbaycanlı aydınlar Anadolu’daki mücadeleyi yakından takip etmiş, Bakü ve Anadolu arasında siyasi ve kültürel ilişkiler sürdürülmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde ortaya çıkan kardeşlik anlayışı, sonraki dönemlerde de iki toplum arasındaki ortak tarih bilincinin önemli unsurlarından biri olmuştur.
1991’de Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi ve 30 Ağustos Zaferi Azerbaycan’da da bağımsızlık tarihinin önemli referanslarından biri olarak değerlendirilmiştir.
Türkiye’nin 1920’lerde bağımsızlığını koruması ile Azerbaycan’ın 1991’de yeniden bağımsız devlet olması arasında doğrudan tarihsel bir özdeşlik kurmak mümkün olmamakla birlikte, iki olayın ortak bir sembolik anlam taşıdığı söylenebilir: Türk milletlerinin bağımsızlık iradesi.
Türk Cumhuriyetleri Açısından 30 Ağustos
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türk cumhuriyetlerinin Sovyetler Birliği dönemindeki siyasi şartları, Türkiye ile doğrudan ve sürekli ilişkilerin gelişmesini sınırlandırmıştır. Buna rağmen Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi Türkistan coğrafyasındaki aydınlar tarafından takip edilmiştir.
Türkistan coğrafyasında XX. yüzyılın başında ortaya çıkan millî hareketlerin temel hedeflerinden biri, Türk toplumlarının kendi siyasi ve kültürel kimliklerini koruyabilmeleriydi. Bu süreçte Türkiye’deki Millî Mücadele önemli bir dış örnek olarak değerlendirilmiştir.
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyası bakımından önemi burada ortaya çıkmaktadır. Zafer, işgal altında bulunan veya siyasi baskı yaşayan milletlere, millî iradenin tarihî şartları değiştirebileceğini gösteren sembolik bir örnek olmuştur.
Bu açıdan 30 Ağustos, Orta Asya Türk toplumlarının bağımsızlık hafızasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreciyle birlikte ele alınabilecek önemli bir tarihî dönüm noktasıdır.
30 Ağustos ve Türk Millî Kimliğinin Güçlenmesi
30 Ağustos Zaferi yalnızca askerî sonuçları bakımından değil, millî kimliğin şekillenmesi bakımından da önem taşımaktadır.
Millî Mücadele döneminde “millet”, “vatan”, “egemenlik” ve “bağımsızlık” kavramları yeni bir siyasi anlam kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte bu kavramlar devletin temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir.
Bu gelişme Türk dünyasının diğer bölgelerinde de Türkiye’ye yönelik ilgiyi artırmıştır.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, millî tarihlerini yeniden değerlendirme sürecine girmişlerdir. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tecrübesi, millî devlet inşası açısından önemli bir tarihî örnek olarak değerlendirilmiştir.
30 Ağustos Zaferi bu tarihî tecrübenin sembolik merkezlerinden biridir.
30 Ağustos’un Türk Dünyasında Ortak Tarih Bilincine Katkısı
Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan toplulukların ortak bir tarih bilinci oluşturması, XXI. yüzyılın önemli kültürel ve siyasi hedeflerinden biridir.
Ortak tarih bilinci yalnızca aynı etnik veya dilsel kökene sahip olmaktan değil, geçmişte yaşanan önemli olayların ortak bir hafıza içerisinde değerlendirilmesinden meydana gelir.
Bu açıdan 30 Ağustos Zaferi;
bağımsızlık,
millî egemenlik,
vatan savunması,
devlet kurma,
millî irade,
dayanışma
gibi ortak değerleri temsil etmektedir.
30 Ağustos’un Türk dünyasında anlatılması, Türkiye tarihinin diğer Türk toplumlarının tarihleriyle ilişkili biçimde ele alınmasına da katkı sağlayabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ortak tarih anlayışının diğer Türk halklarının özgün tarihlerini Türkiye merkezli bir bakışla gölgede bırakmamasıdır. Türk dünyasının ortak tarih bilinci, farklı tarihî tecrübelerin karşılaştırılması ve ortak değerlerin ortaya çıkarılması esasına dayanmalıdır.
30 Ağustos’un Kültürel Diplomasi Açısından Önemi
Günümüzde devletler arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi ve ekonomik alanlarla sınırlı değildir. Kültür, eğitim, tarih ve ortak hafıza da uluslararası ilişkilerin önemli unsurları hâline gelmiştir.
Türkiye’nin 30 Ağustos Zaferi’ni Türk dünyasıyla birlikte anması, kültürel diplomasi açısından önemli bir imkân sunmaktadır.
Türk cumhuriyetlerinde düzenlenecek;
konferanslar,
bilimsel toplantılar,
tarih sempozyumları,
öğrenci değişim programları,
sergiler,
belgeseller,
ortak yayınlar
aracılığıyla 30 Ağustos’un Türk dünyasındaki tarihî anlamı ele alınabilir.
Bu tür çalışmalar, Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasındaki kültürel ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
30 Ağustos ve Türk Dünyasının Jeopolitik Birlikteliği
XXI. yüzyılda Türk dünyasının siyasi ve ekonomik ağırlığı giderek artmaktadır. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi bağımsız Türk devletlerinin yanı sıra Türkmenistan ve diğer Türk toplulukları da Avrasya jeopolitiğinde önemli konumlara sahiptir.
Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde gelişen iş birliği, Türk dünyasının siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin kurumsallaşmasına katkıda bulunmaktadır.
30 Ağustos Zaferi bu açıdan doğrudan bir jeopolitik ittifak tarihi olarak değil, bağımsız devlet olmanın ve millî egemenliğin tarihî sembollerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi, bağımsız Türk devletleri arasında tarih ve kültür alanında ortak projeler geliştirilmesi için güçlü bir tarihî zemin oluşturmaktadır.
30 Ağustos’un Türk Gençliği Açısından Anlamı
30 Ağustos Zaferi’nin Türk dünyasındaki etkisinin geleceğe taşınabilmesi için genç nesillerin ortak tarih bilincinin geliştirilmesi önemlidir.
Türk dünyasının gençleri arasında tarih, kültür, dil ve eğitim alanlarında ilişkilerin güçlendirilmesi, ortak bir tarih perspektifinin oluşmasına katkı sağlayabilir.
Bu bağlamda 30 Ağustos;
“Bağımsızlık olmadan millî iradenin, millî irade olmadan da güçlü bir devletin sürdürülemeyeceği”
fikrinin tarihî örneklerinden biri olarak genç kuşaklara aktarılabilir.
Ancak 30 Ağustos’un gençlere aktarılmasında yalnızca askerî başarı üzerinde durmak yeterli değildir. Zaferin arkasındaki siyasi irade, toplumsal dayanışma, diplomasi, ekonomik kaynakların kullanılması, eğitim, teşkilatlanma ve devlet kurma süreci birlikte değerlendirilmelidir.
30 Ağustos ve Türk Dünyasının Geleceği
Türk dünyasının geleceğinde ortak tarih bilincinin önemli bir rol oynayacağı açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Mücadele döneminde ortaya koyduğu bağımsızlık iradesi, bugün bağımsız Türk devletleri arasında ortak değerlerin geliştirilmesi bakımından değerlendirilebilir.
30 Ağustos’un Türk dünyasına verdiği en önemli mesajlardan biri, milletlerin tarihî şartlar karşısında kendi geleceklerini belirleme iradesine sahip olmalarıdır.
Bu nedenle 30 Ağustos, sadece geçmişin hatırlanması olarak görülmemeli; Türk dünyasının geleceğine ilişkin kültürel, akademik ve diplomatik iş birliklerinin geliştirilmesinde bir ortak hafıza unsuru olarak değerlendirilmelidir.
Türk dünyasında ortak tarih araştırmaları, ortak ders kitapları, akademik değişim programları, tarihî belgelerin karşılaştırmalı incelenmesi ve ortak kültür projeleri bu yönde atılabilecek önemli adımlardır.
Sonuç
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî bakımdan kesin sonuçlarından birini meydana getirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin önünü açmıştır. Ancak bu tarihî zaferin anlamı yalnızca Anadolu coğrafyasıyla sınırlı değildir.
30 Ağustos Zaferi, XX. yüzyıl boyunca farklı siyasi şartlar altında yaşayan Türk topluluklarının bağımsızlık düşüncesine sembolik katkı sağlayan önemli bir tarihî olay olmuştur. Özellikle Azerbaycan ve Türkistan coğrafyasındaki aydınların Anadolu’daki Millî Mücadele’ye yönelik ilgileri, Türkiye’nin bağımsızlık tecrübesinin Türk dünyasındaki yankısını göstermektedir.
Zaferin Türk dünyası bakımından en önemli anlamı, bağımsızlık iradesinin tarihî bir sembolü olmasıdır. 30 Ağustos; vatan, millet, egemenlik ve bağımsızlık kavramlarının Türk tarihindeki güçlü karşılıklarından birini temsil etmektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını yeniden kazanan Türk cumhuriyetleri açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tecrübesi ayrı bir önem kazanmıştır. 30 Ağustos da bu tarihî tecrübenin sembol günlerinden biri olarak Türk dünyasının ortak hafızasında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte 30 Ağustos’un Türk dünyasındaki anlamını doğru biçimde ortaya koymak için tarihî olayları romantik veya aşırı siyasallaştırılmış bir yaklaşımla değil, bilimsel ve karşılaştırmalı bir yöntemle ele almak gerekmektedir. Türkiye’nin Millî Mücadele tecrübesi ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk topluluklarının bağımsızlık mücadeleleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların bilimsel araştırmalarla ortaya konulması, ortak tarih bilincinin daha sağlam temellere oturmasını sağlayacaktır.
Sonuç olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık tarihinin önemli bir günü olmasının yanında Türk dünyasında bağımsızlık, millî egemenlik ve ortak tarih bilincinin sembollerinden biri olarak değerlendirilebilir. Geçmişin ortak hafızasını geleceğin kültürel ve akademik iş birliklerine dönüştürmek, 30 Ağustos’un Türk dünyası açısından taşıdığı anlamı daha da güçlendirecektir.
Kaynakça
Atatürk, M. K. (2006). Nutuk. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.
Akşin, S. (1998). İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Aydemir, Ş. S. (2019). Tek Adam. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Bayur, Y. H. (1991). Türk İnkılâbı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Cemal, A. (2019). Millî Mücadele ve Türk Dünyası. Ankara: ilgili akademik çalışmalar.
Gönlübol, M., & Sar, C. (1997). Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.
İnalcık, H. (2019). Devlet-i Aliyye. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Karabekir, K. (1993). İstiklâl Harbimiz. İstanbul: Emre Yayınları.
Kocatürk, U. (1987). Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Sonyel, S. R. (1995). Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Şimşir, B. N. (1993). Azerbaycan ve Türkiye. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Türk Tarih Kurumu. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ve Millî Mücadele dönemi üzerine yayımlar. Ankara.
Türkiye Büyük Millet Meclisi. Millî Mücadele dönemi belgeleri ve Meclis zabıtları. Ankara.
Not: Yapay Zekanın Verdiği Bilgilerden Yararlanılmıştır.
Hoca Paşa Mahallesi Hüdavendigar Caddesi'nde içi...
Hoca Paşa Mahallesi Hüdavendigar Caddesi'nde içi...
Hoca Paşa Mahallesi Hüdavendigar Caddesi'nde içinde bir çocuğun da bulunduğu bebek arabasının tekerlekleri tramvayın geçtiği yoldaki bir kaldırıma takıldı.
Arabanın bir anda devrilmesinin ardından tramvay yoluna bazı eşyalar ve bir çanta düştü. O sırada geçen tramvay çantaya çarparken, bir kadın hızla gelip arabadaki çocuğu kucağına aldı. Bebek arabası, çevredekilerin de yardımıyla yolun kenarına alındı.
Olay, çevredeki iş yerinin güvenlik kamerasınca kaydedildi.
Hoca Paşa Mahallesi Hüdavendigar Caddesi'nde içinde bir çocuğun da bulunduğu bebek arabasının tekerlekleri tramvayın geçtiği yoldaki bir kaldırıma takıldı.
Arabanın bir anda devrilmesinin ardından tramvay yoluna bazı eşyalar ve bir çanta düştü. O sırada geçen tramvay çantaya çarparken, bir kadın hızla gelip arabadaki çocuğu kucağına aldı. Bebek arabası, çevredekilerin de yardımıyla yolun kenarına alındı.
Olay, çevredeki iş yerinin güvenlik kamerasınca kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen'in hayatını kay...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen'in hayatını kay...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen'in hayatını kaybeden kızı Fatma Zehra Önen için İstanbul Barbaros Hayrettin Paşa Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldı. Cenaze namazına MİT Başkanı İbrahim Kalın, bakanlar ve çok sayıda siyasetçi ile kızın ailesi, sevenleri katıldı.
Namazın ardından konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fatma Zehra kızımız gerçekten bu rahatsızlığı döneminde çok çile çekti, Rabbim bu çektiği çileyi onun ebedi alemle alakalı taksiratının affına vesile kılsın. Makamını âli eylesin. Rabbim yar ve yardımcısı olsun inşallah" dedi.
Önen’in cenazesi ailesi ve sevenlerinin gözyaşları içinde Sarıyer Kilyos Mezarlığı'nda toprağa verildi.
GEÇEN YIL OPERASYON GEÇİRMİŞTİAK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Emin Önen'in kızı dün yaşamını yitirmişti.
Önen'in kızı Fatma Zehra Önen, geçen yıl geçirdiği operasyonun ardından rahatsızlandı.
Fatma Zehra Önen, hastanede tedaviye alındı. Son olarak yoğun bakımda takip edilen Önen, yaşam mücadelesini kaybetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen'in hayatını kaybeden kızı Fatma Zehra Önen için İstanbul Barbaros Hayrettin Paşa Camii'nde düzenlenen cenaze törenine katıldı. Cenaze namazına MİT Başkanı İbrahim Kalın, bakanlar ve çok sayıda siyasetçi ile kızın ailesi, sevenleri katıldı.
Namazın ardından konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fatma Zehra kızımız gerçekten bu rahatsızlığı döneminde çok çile çekti, Rabbim bu çektiği çileyi onun ebedi alemle alakalı taksiratının affına vesile kılsın. Makamını âli eylesin. Rabbim yar ve yardımcısı olsun inşallah" dedi.
Önen’in cenazesi ailesi ve sevenlerinin gözyaşları içinde Sarıyer Kilyos Mezarlığı'nda toprağa verildi.
GEÇEN YIL OPERASYON GEÇİRMİŞTİAK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Emin Önen'in kızı dün yaşamını yitirmişti.
Önen'in kızı Fatma Zehra Önen, geçen yıl geçirdiği operasyonun ardından rahatsızlandı.
Fatma Zehra Önen, hastanede tedaviye alındı. Son olarak yoğun bakımda takip edilen Önen, yaşam mücadelesini kaybetti.
Halk Yatırım'ın değerlendirmesine göre, BDDK'nın temmuz ayı verileri bankacılık sektöründe karlılığın aylık bazda gerilediğine işaret etti.
Sektörün net karı Temmuz'da 68,96 milyar TL olurken, bu rakam hazirandaki 105,64 milyar TL'ye göre yüzde 34,7 düşüş gösterdi. Geçen yılın aynı ayındaki 56,75 milyar TL'lik net kâra göre ise yüzde 21,5 artış kaydedildi.
Halk Yatırım analizinde, temmuz ayı net karının 2025 yılı üçüncü çeyrek aylık ortalama kârının yüzde 16, 2026 yılı ikinci çeyrek aylı...
Halk Yatırım'ın değerlendirmesine göre, BDDK'nın temmuz ayı verileri bankacılık sektöründe karlılığın aylık bazda gerilediğine işaret etti.
Sektörün net karı Temmuz'da 68,96 milyar TL olurken, bu rakam hazirandaki 105,64 milyar TL'ye göre yüzde 34,7 düşüş gösterdi. Geçen yılın aynı ayındaki 56,75 milyar TL'lik net kâra göre ise yüzde 21,5 artış kaydedildi.
Halk Yatırım analizinde, temmuz ayı net karının 2025 yılı üçüncü çeyrek aylık ortalama kârının yüzde 16, 2026 yılı ikinci çeyrek aylı...
Halk Yatırım'ın değerlendirmesine göre, BDDK'nın temmuz ayı verileri bankacılık sektöründe karlılığın aylık bazda gerilediğine işaret etti.
Sektörün net karı Temmuz'da 68,96 milyar TL olurken, bu rakam hazirandaki 105,64 milyar TL'ye göre yüzde 34,7 düşüş gösterdi. Geçen yılın aynı ayındaki 56,75 milyar TL'lik net kâra göre ise yüzde 21,5 artış kaydedildi.
Halk Yatırım analizinde, temmuz ayı net karının 2025 yılı üçüncü çeyrek aylık ortalama kârının yüzde 16, 2026 yılı ikinci çeyrek aylık ortalama kârının ise yüzde 13 altında kaldığı belirtildi.
Rapora göre sektörde net faiz marjı yüzde 6 seviyesinde ılımlı bir seyir izlerken, TL kredi-mevduat faiz makası aylık bazda 68 baz puan daralarak kârlılığa beklenen katkıyı sağlayamadı. Faaliyet giderleri, provizyon giderleri ve ticari zarar kalemlerindeki görünüm de temmuz ayındaki zayıf performansta etkili oldu.
Net faiz geliri temmuzda aylık bazda yüzde 3 artarak 226,15 milyar TL'ye yükseldi. Bankacılık hizmet gelirleri ise yüzde 8 gerileyerek 108,42 milyar TL oldu. Karşılık giderleri 74,11 milyar TL ile yatay kalırken, operasyonel giderler yüzde 8 artışla 158,92 milyar TL'ye çıktı.
Ticari zarar kalemi de temmuz ayında 53,89 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Halk Yatırım, nisan ayında başlayan yüksek ticari zarar seyrinin sürdüğüne dikkat çekerek son dört ayın ortalamasının 48,62 milyar TL olduğunu belirtti.
Raporda, provizyon giderlerinin ocak ayındaki yüksek seviye dışarıda bırakıldığında dahi son altı aya kıyasla yüksek seyrini koruduğu ifade edildi. Temmuz ayında karşılık giderleri yıllık bazda yüzde 53 arttı.
Halk Yatırım, bu görünümün yılın kalan bölümünde bankacılık sektörü kârlılığı üzerinde daha belirgin bir baskı unsuru olabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Faaliyet giderlerinin yüksek seyretmesinin ise beklenmeyen bir negatif katalist olarak değerlendirilmediği belirtildi. Analizde, ikinci çeyrekte özel bankaların faaliyet giderlerinin yıl sonu öngörüleriyle paralel gerçekleştiği ve yıl başındaki beklentilerin de yüksek gider seviyelerine işaret ettiği hatırlatıldı.
Rapora göre yılın kalanında ücret ve komisyon gelirlerinin performansı bankaların yıl sonu sonuçları açısından belirleyici olacak. Net ücret ve komisyon gelirleri aylık bazda sınırlı gerilese de yıl içerisindeki güçlü seyrini korudu.
Sektörün özsermaye kârlılığı (ROE) temmuz ayında yüzde 17,9 olarak gerçekleşti. Bu oran mayısta yüzde 15,8, haziranda ise yüzde 27,9 seviyesindeydi.
Halk Yatırım, haftalık repo ihalelerinin yeniden açılmasının marj tarafında genişleme sağlayabileceğini ancak bunun yıl sonu açısından tek başına yeterli olmayacağını değerlendirdi. Eylülde faiz indirimi yapılmaması ve indirimlerin ekimde başlaması durumunda bankalar arasındaki karlılık ayrışmasının daha belirgin hale gelebileceği ifade edildi.
Banka grupları arasında yabancı özel mevduat bankaları yüzde 25,8'lik ROE ile öne çıkarken, yatırım ve kalkınma bankalarında bu oran yüzde 30,8 oldu. Yerli özel mevduat bankalarının ROE'si ise yüzde 10,7 seviyesinde gerçekleşti.
Halk Yatırım, mevcut konjonktürde özsermaye kârlılığı yüksek bankaların yılın geri kalanında daha olumlu ayrışabileceği görüşünü korurken, GARAN ve TSKB'nin daha korunaklı konumda olduğunu belirtti. Raporda, ISCTR'nin ikinci çeyrek sonuçlarının ardından model portföyden çıkarıldığı, YKBNK'nin ise ISCTR ve AKBNK'ya kıyasla daha hızlı toparlanma gösterebileceğinin düşünüldüğü aktarıldı.
BDDK verilerine göre sektörün takipteki kredi oranı temmuz ayında yüzde 2,9'a yükseldi. İkinci çeyrekte yüzde 2,8 olan oran, 2025'in üçüncü çeyreğinde yüzde 2,2 seviyesindeydi.
Kredi risk maliyeti yüzde 2 seviyesinde kalırken, takipteki krediler için karşılık oranı yüzde 76,3 oldu. Kredilerin mevduata oranı ise yüzde 91,4 seviyesinde gerçekleşti.
Bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı (SYR) temmuz ayında yüzde 16,6 seviyesinde kalırken, çekirdek sermaye yeterlilik oranı (CET1) yüzde 12,4 olarak gerçekleşti.
Halk Yatırım, sermaye yeterlilik rasyolarının ikinci çeyrek seviyelerini koruduğuna dikkat çekti. Bununla birlikte banka grupları arasında sınırlı ayrışmalar yaşandı.
Yerli özel mevduat bankalarında çekirdek sermaye yeterlilik oranı yüzde 12,0, sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 17,1 oldu. Yabancı özel mevduat bankalarında bu oranlar sırasıyla yüzde 13,9 ve yüzde 17,7 seviyesinde gerçekleşti. Kamu bankalarında ise çekirdek sermaye yeterlilik oranı yüzde 10,2, sermaye yeterlilik oranı yüzde 14,3 olarak kaydedildi.
Halk Yatırım'ın değerlendirmesinde, temmuz ayı verilerinin bankacılık sektöründe net karlılığın aylık bazda belirgin şekilde zayıfladığını, özellikle daralan kredi-mevduat makası, yüksek faaliyet ve karşılık giderleri ile ticari zararların karlılığı baskıladığını ortaya koyduğu belirtildi.
Buna karşılık net faiz gelirindeki artış ve sermaye yeterlilik rasyolarının korunması, sektör açısından öne çıkan olumlu unsurlar olarak değerlendirildi.
Hibya Haber AjansıKaynak: RSS
Halk Yatırım'ın değerlendirmesine göre, BDDK'nın temmuz ayı verileri bankacılık sektöründe karlılığın aylık bazda gerilediğine işaret etti.
Sektörün net karı Temmuz'da 68,96 milyar TL olurken, bu rakam hazirandaki 105,64 milyar TL'ye göre yüzde 34,7 düşüş gösterdi. Geçen yılın aynı ayındaki 56,75 milyar TL'lik net kâra göre ise yüzde 21,5 artış kaydedildi.
Halk Yatırım analizinde, temmuz ayı net karının 2025 yılı üçüncü çeyrek aylık ortalama kârının yüzde 16, 2026 yılı ikinci çeyrek aylık ortalama kârının ise yüzde 13 altında kaldığı belirtildi.
Rapora göre sektörde net faiz marjı yüzde 6 seviyesinde ılımlı bir seyir izlerken, TL kredi-mevduat faiz makası aylık bazda 68 baz puan daralarak kârlılığa beklenen katkıyı sağlayamadı. Faaliyet giderleri, provizyon giderleri ve ticari zarar kalemlerindeki görünüm de temmuz ayındaki zayıf performansta etkili oldu.
Net faiz geliri temmuzda aylık bazda yüzde 3 artarak 226,15 milyar TL'ye yükseldi. Bankacılık hizmet gelirleri ise yüzde 8 gerileyerek 108,42 milyar TL oldu. Karşılık giderleri 74,11 milyar TL ile yatay kalırken, operasyonel giderler yüzde 8 artışla 158,92 milyar TL'ye çıktı.
Ticari zarar kalemi de temmuz ayında 53,89 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Halk Yatırım, nisan ayında başlayan yüksek ticari zarar seyrinin sürdüğüne dikkat çekerek son dört ayın ortalamasının 48,62 milyar TL olduğunu belirtti.
Raporda, provizyon giderlerinin ocak ayındaki yüksek seviye dışarıda bırakıldığında dahi son altı aya kıyasla yüksek seyrini koruduğu ifade edildi. Temmuz ayında karşılık giderleri yıllık bazda yüzde 53 arttı.
Halk Yatırım, bu görünümün yılın kalan bölümünde bankacılık sektörü kârlılığı üzerinde daha belirgin bir baskı unsuru olabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Faaliyet giderlerinin yüksek seyretmesinin ise beklenmeyen bir negatif katalist olarak değerlendirilmediği belirtildi. Analizde, ikinci çeyrekte özel bankaların faaliyet giderlerinin yıl sonu öngörüleriyle paralel gerçekleştiği ve yıl başındaki beklentilerin de yüksek gider seviyelerine işaret ettiği hatırlatıldı.
Rapora göre yılın kalanında ücret ve komisyon gelirlerinin performansı bankaların yıl sonu sonuçları açısından belirleyici olacak. Net ücret ve komisyon gelirleri aylık bazda sınırlı gerilese de yıl içerisindeki güçlü seyrini korudu.
Sektörün özsermaye kârlılığı (ROE) temmuz ayında yüzde 17,9 olarak gerçekleşti. Bu oran mayısta yüzde 15,8, haziranda ise yüzde 27,9 seviyesindeydi.
Halk Yatırım, haftalık repo ihalelerinin yeniden açılmasının marj tarafında genişleme sağlayabileceğini ancak bunun yıl sonu açısından tek başına yeterli olmayacağını değerlendirdi. Eylülde faiz indirimi yapılmaması ve indirimlerin ekimde başlaması durumunda bankalar arasındaki karlılık ayrışmasının daha belirgin hale gelebileceği ifade edildi.
Banka grupları arasında yabancı özel mevduat bankaları yüzde 25,8'lik ROE ile öne çıkarken, yatırım ve kalkınma bankalarında bu oran yüzde 30,8 oldu. Yerli özel mevduat bankalarının ROE'si ise yüzde 10,7 seviyesinde gerçekleşti.
Halk Yatırım, mevcut konjonktürde özsermaye kârlılığı yüksek bankaların yılın geri kalanında daha olumlu ayrışabileceği görüşünü korurken, GARAN ve TSKB'nin daha korunaklı konumda olduğunu belirtti. Raporda, ISCTR'nin ikinci çeyrek sonuçlarının ardından model portföyden çıkarıldığı, YKBNK'nin ise ISCTR ve AKBNK'ya kıyasla daha hızlı toparlanma gösterebileceğinin düşünüldüğü aktarıldı.
BDDK verilerine göre sektörün takipteki kredi oranı temmuz ayında yüzde 2,9'a yükseldi. İkinci çeyrekte yüzde 2,8 olan oran, 2025'in üçüncü çeyreğinde yüzde 2,2 seviyesindeydi.
Kredi risk maliyeti yüzde 2 seviyesinde kalırken, takipteki krediler için karşılık oranı yüzde 76,3 oldu. Kredilerin mevduata oranı ise yüzde 91,4 seviyesinde gerçekleşti.
Bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı (SYR) temmuz ayında yüzde 16,6 seviyesinde kalırken, çekirdek sermaye yeterlilik oranı (CET1) yüzde 12,4 olarak gerçekleşti.
Halk Yatırım, sermaye yeterlilik rasyolarının ikinci çeyrek seviyelerini koruduğuna dikkat çekti. Bununla birlikte banka grupları arasında sınırlı ayrışmalar yaşandı.
Yerli özel mevduat bankalarında çekirdek sermaye yeterlilik oranı yüzde 12,0, sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 17,1 oldu. Yabancı özel mevduat bankalarında bu oranlar sırasıyla yüzde 13,9 ve yüzde 17,7 seviyesinde gerçekleşti. Kamu bankalarında ise çekirdek sermaye yeterlilik oranı yüzde 10,2, sermaye yeterlilik oranı yüzde 14,3 olarak kaydedildi.
Halk Yatırım'ın değerlendirmesinde, temmuz ayı verilerinin bankacılık sektöründe net karlılığın aylık bazda belirgin şekilde zayıfladığını, özellikle daralan kredi-mevduat makası, yüksek faaliyet ve karşılık giderleri ile ticari zararların karlılığı baskıladığını ortaya koyduğu belirtildi.
Buna karşılık net faiz gelirindeki artış ve sermaye yeterlilik rasyolarının korunması, sektör açısından öne çıkan olumlu unsurlar olarak değerlendirildi.
Hibya Haber AjansıKaynak: RSS
Adıyaman merkez Eskisaray Mahallesi Sağlık Ocağı Caddes...
Adıyaman merkez Eskisaray Mahallesi Sağlık Ocağı Caddes...
Adıyaman merkez Eskisaray Mahallesi Sağlık Ocağı Caddesi'nde kimlikleri tespit edilemeyen sevgili bir çift arasında tartışma çıktı. İddialara göre kimliği belirsiz şahıs, sevgilisini darbetmeye çalıştığı sırada yoldan geçen U.Y., olaya müdahale etmek istedi. Bu esnada şahıs ile U.Y. arasında arbede çıkarken, bıçaklanarak yaralanan U.Y., Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olayı gerçekleştiren şahıs ile sevgilisi olay yerinden kaçarken, olay anı güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Adıyaman merkez Eskisaray Mahallesi Sağlık Ocağı Caddesi'nde kimlikleri tespit edilemeyen sevgili bir çift arasında tartışma çıktı. İddialara göre kimliği belirsiz şahıs, sevgilisini darbetmeye çalıştığı sırada yoldan geçen U.Y., olaya müdahale etmek istedi. Bu esnada şahıs ile U.Y. arasında arbede çıkarken, bıçaklanarak yaralanan U.Y., Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olayı gerçekleştiren şahıs ile sevgilisi olay yerinden kaçarken, olay anı güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, düzensiz göçle mücadeleden sınır güvenliğine, geçici koruma statüsünün geleceğinden gönüllü geri dönüşlere kadar kapsamlı mesajlar verdi.
İçişleri Bakanı Çiftçi, göçün yalnızca Türkiye sınırları içinde ortaya çıkan bir sonuç olarak görülmediğini belirterek kaynağından geri dönüşe kadar tüm sürecin birlikte yönetileceğini söyledi.
Düzensiz göçle mücadelede hedefin göçmenler değil, insanların çaresizliğini kazanca çeviren kaçakçılık ağları olduğunu vurgulayan Çiftçi, sınır güve...
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, düzensiz göçle mücadeleden sınır güvenliğine, geçici koruma statüsünün geleceğinden gönüllü geri dönüşlere kadar kapsamlı mesajlar verdi.
İçişleri Bakanı Çiftçi, göçün yalnızca Türkiye sınırları içinde ortaya çıkan bir sonuç olarak görülmediğini belirterek kaynağından geri dönüşe kadar tüm sürecin birlikte yönetileceğini söyledi.
Düzensiz göçle mücadelede hedefin göçmenler değil, insanların çaresizliğini kazanca çeviren kaçakçılık ağları olduğunu vurgulayan Çiftçi, sınır güve...
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, düzensiz göçle mücadeleden sınır güvenliğine, geçici koruma statüsünün geleceğinden gönüllü geri dönüşlere kadar kapsamlı mesajlar verdi.
İçişleri Bakanı Çiftçi, göçün yalnızca Türkiye sınırları içinde ortaya çıkan bir sonuç olarak görülmediğini belirterek kaynağından geri dönüşe kadar tüm sürecin birlikte yönetileceğini söyledi.
Düzensiz göçle mücadelede hedefin göçmenler değil, insanların çaresizliğini kazanca çeviren kaçakçılık ağları olduğunu vurgulayan Çiftçi, sınır güvenliğinde teknolojik kapasitenin artırıldığını açıklayarak göç yönetiminde yeni dönemin hedeflerini, düzensiz göçle mücadelede atılacak adımları, geçici koruma statüsünün geleceğini ve Suriyelilerin gönüllü dönüş sürecini Yeni Şafak'a anlattı.
“SINIRLARIMIZ İÇİNDE KARŞILAŞTIĞIMIZ BİR SONUÇ OLARAK ELE ALMIYORUZ”
"Düzensiz göçün kaynağında engellenmesinden gönüllü geri dönüşlerin teşvik edilmesine kadar uygulamada ne gibi kararlar alınacak?" sorusuna yanıt veren Bakan Çiftçi, "Göç İdaresi Başkanlığımızda da yeni bir yönetim göreve gelmiş olup, süreci bu vizyonla yürütecektir. Yeni dönemde göçü, yalnızca sınırlarımız içinde karşılaştığımız bir sonuç olarak ele almıyoruz." diyerek şunları söyledi:
"Kaynak ülkeden geri dönüş aşamasına kadar uzanan bütüncül bir süreç olarak yönetiyoruz. Bu anlayışla stratejimizi beş ayak üzerine kurduk. Göçü kaynağında önlemek, sınırlarımızı etkin biçimde korumak, ülke içindeki düzensiz göçü tespit etmek, kayıt dışı istihdam ve göçmen kaçakçılığıyla mücadele etmek ve gönüllü geri dönüşleri güvenli, onurlu ve düzenli biçimde yönetmek. Kaynağında önle, sınırda engelle, içeride tespit et, organizatörü etkisiz hâle getir, geri dönüşü yönet."
"MÜCADELENİN HEDEFİNDE GÖÇMENLER DEĞİL, KAÇAKÇILAR VAR"
Düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığıyla mücadelede, ayrıca sınır güvenliğinde atılan adımlara ilişkin de bilgi veren Çiftçi, bu mücadelenin hedefinde göçmenlerin değil göçmen kaçakçılığı organizasyonlarının olduğunu ifade etti.
"Göçmeni değil, insan hayatını satan kaçakçılık ağını hedef alıyoruz." vurgusunda bulunan Çiftçi açıklamasına şöyle devam etti:
"Sınırlarımızı en ileri teknolojiyle koruyoruz. Bugün sınır hattımızda 1.349 kilometre güvenlik duvarı, 362 elektro-optik kule, drone'lar ve diğer teknolojik sistemler bulunuyor. Göçmen kaçakçılarına yönelik bugüne kadar 4 bin 94 operasyon gerçekleştirdik. Ülkemizde yasal kalış hakkı bulunan yabancı sayısı ise 3 milyon 623 bin 608’dir. Düzensiz göçü sınır kapısında değil, göç rotası daha oluşmadan durduracağız."
Bakan Çiftçi'ye "Geçici korumanın geleceği ve Suriye’ye gönüllü dönüşler konusunda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu da soruldu.
İçişleri Bakanı, Suriye’de güvenlik, kamu düzeni ve devlet kurumları yeniden tesis edilirken geçici koruma uygulamasının geleceğine ilişkin hukuki ve idari çalışmaların yürütüldüğünü belirtti.
“HİÇ KİMSEYİ ÖLÜM VE ZULÜM ORTAMINA ZORLA GÖNDERMEYECEĞİZ”
"Çünkü geçici koruma; savaş ve kitlesel tehdit şartlarına bağlı istisnai bir mekanizmadır. Şartların değişmesiyle bu statünün de hukuk içinde yeniden değerlendirilmesi gerekir. Geçici koruma, kalıcı ikametin başka bir adı değildir. Bu süreci ani ve keyfî kararlarla yürütmeyeceğiz." diye konuşan Çiftçi, "İnsan onurunu, hukuki güvenliği, kamu düzenini ve Türkiye’nin millî menfaatlerini birlikte gözeteceğiz. Hiç kimseyi ölüm, zulüm veya güvensizlik ortamına zorla göndermeyeceğiz. Bununla birlikte geçici koruma mekanizmasının süresiz bir belirsizliğe dönüşmesine de izin vermeyeceğiz. Şartlar değişiyorsa statü de değişir; ancak her adım hukukla ve insan onuruyla atılır. Zorla gönderme yok, süresiz belirsizlik de yok." dedi ve şu bilgileri paylaştı:
TÜRKİYE'DE KORUMA ALTINDAKİ SURİYELİ SAYISI KAÇ?
"Bugün ülkemizde geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2 milyon 235 bin 988’dir. 2016 ile 31 Temmuz 2026 arasında 1 milyon 462 bin 947 Suriyeli; 8 Aralık 2024’ten bu yana ise 722 bin 944 Suriyeli, gönüllü, güvenli ve onurlu biçimde ülkesine dönmüştür. Bu dönüşleri, Suriye makamlarıyla yürüttüğümüz çalışmalarla güvenlik, barınma, kimlik, tapu ve resmî belge sorunlarını çözerek; geri dönenlerin kendi ülkelerinde yeniden hayat kurabilmesini sağlayarak gerçekleştiriyoruz. İnancımız merhameti, devlet sorumluluğumuz güvenliği, hukukumuz adaleti emreder."
SURİYELİLER KALICI OLACAK MI?
Çiftçi, "Kamuoyunda zaman zaman “Suriyeliler kalıcı mı olacak?” kaygısı dile getiriliyor. Toplumsal uyum ve kamu düzeni açısından bu meseleyi nasıl ele alıyorsunuz?" sorusuna da şöyle yanıt verdi:
“Politikamızı, kamu düzenini korumak ile insani sorumluluğumuzu yerine getirmek arasında sağlam bir denge üzerine kuruyoruz. Vatandaşımızın huzurundan da insan onurundan da taviz vermeyiz. Kamu düzenini de koruyacağız, insani sorumluluğumuzu da yerine getireceğiz; bu ikisi birbirinin karşıtı değildir. Sözümü şöyle tamamlayayım: Göç politikamızın pusulası bellidir. Sınırımızı koruyacak, kaçakçıyı çökertecek, kayıt dışılığı önleyecek, gönüllü dönüşü destekleyecek ve attığımız her adımı hukukla, akılla ve vicdanla atacağız. Sınırı koru, kaçakçıyı çökert, kaydı tut, dönüşü destekle; her adımı hukukla ve vicdanla at.”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, düzensiz göçle mücadeleden sınır güvenliğine, geçici koruma statüsünün geleceğinden gönüllü geri dönüşlere kadar kapsamlı mesajlar verdi.
İçişleri Bakanı Çiftçi, göçün yalnızca Türkiye sınırları içinde ortaya çıkan bir sonuç olarak görülmediğini belirterek kaynağından geri dönüşe kadar tüm sürecin birlikte yönetileceğini söyledi.
Düzensiz göçle mücadelede hedefin göçmenler değil, insanların çaresizliğini kazanca çeviren kaçakçılık ağları olduğunu vurgulayan Çiftçi, sınır güvenliğinde teknolojik kapasitenin artırıldığını açıklayarak göç yönetiminde yeni dönemin hedeflerini, düzensiz göçle mücadelede atılacak adımları, geçici koruma statüsünün geleceğini ve Suriyelilerin gönüllü dönüş sürecini Yeni Şafak'a anlattı.
“SINIRLARIMIZ İÇİNDE KARŞILAŞTIĞIMIZ BİR SONUÇ OLARAK ELE ALMIYORUZ”
"Düzensiz göçün kaynağında engellenmesinden gönüllü geri dönüşlerin teşvik edilmesine kadar uygulamada ne gibi kararlar alınacak?" sorusuna yanıt veren Bakan Çiftçi, "Göç İdaresi Başkanlığımızda da yeni bir yönetim göreve gelmiş olup, süreci bu vizyonla yürütecektir. Yeni dönemde göçü, yalnızca sınırlarımız içinde karşılaştığımız bir sonuç olarak ele almıyoruz." diyerek şunları söyledi:
"Kaynak ülkeden geri dönüş aşamasına kadar uzanan bütüncül bir süreç olarak yönetiyoruz. Bu anlayışla stratejimizi beş ayak üzerine kurduk. Göçü kaynağında önlemek, sınırlarımızı etkin biçimde korumak, ülke içindeki düzensiz göçü tespit etmek, kayıt dışı istihdam ve göçmen kaçakçılığıyla mücadele etmek ve gönüllü geri dönüşleri güvenli, onurlu ve düzenli biçimde yönetmek. Kaynağında önle, sınırda engelle, içeride tespit et, organizatörü etkisiz hâle getir, geri dönüşü yönet."
Düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığıyla mücadelede, ayrıca sınır güvenliğinde atılan adımlara ilişkin de bilgi veren Çiftçi, bu mücadelenin hedefinde göçmenlerin değil göçmen kaçakçılığı organizasyonlarının olduğunu ifade etti.
"Göçmeni değil, insan hayatını satan kaçakçılık ağını hedef alıyoruz." vurgusunda bulunan Çiftçi açıklamasına şöyle devam etti:
"Sınırlarımızı en ileri teknolojiyle koruyoruz. Bugün sınır hattımızda 1.349 kilometre güvenlik duvarı, 362 elektro-optik kule, drone'lar ve diğer teknolojik sistemler bulunuyor. Göçmen kaçakçılarına yönelik bugüne kadar 4 bin 94 operasyon gerçekleştirdik. Ülkemizde yasal kalış hakkı bulunan yabancı sayısı ise 3 milyon 623 bin 608’dir. Düzensiz göçü sınır kapısında değil, göç rotası daha oluşmadan durduracağız."
Bakan Çiftçi'ye "Geçici korumanın geleceği ve Suriye’ye gönüllü dönüşler konusunda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu da soruldu.
İçişleri Bakanı, Suriye’de güvenlik, kamu düzeni ve devlet kurumları yeniden tesis edilirken geçici koruma uygulamasının geleceğine ilişkin hukuki ve idari çalışmaların yürütüldüğünü belirtti.
“HİÇ KİMSEYİ ÖLÜM VE ZULÜM ORTAMINA ZORLA GÖNDERMEYECEĞİZ”
"Çünkü geçici koruma; savaş ve kitlesel tehdit şartlarına bağlı istisnai bir mekanizmadır. Şartların değişmesiyle bu statünün de hukuk içinde yeniden değerlendirilmesi gerekir. Geçici koruma, kalıcı ikametin başka bir adı değildir. Bu süreci ani ve keyfî kararlarla yürütmeyeceğiz." diye konuşan Çiftçi, "İnsan onurunu, hukuki güvenliği, kamu düzenini ve Türkiye’nin millî menfaatlerini birlikte gözeteceğiz. Hiç kimseyi ölüm, zulüm veya güvensizlik ortamına zorla göndermeyeceğiz. Bununla birlikte geçici koruma mekanizmasının süresiz bir belirsizliğe dönüşmesine de izin vermeyeceğiz. Şartlar değişiyorsa statü de değişir; ancak her adım hukukla ve insan onuruyla atılır. Zorla gönderme yok, süresiz belirsizlik de yok." dedi ve şu bilgileri paylaştı:
TÜRKİYE'DE KORUMA ALTINDAKİ SURİYELİ SAYISI KAÇ?
"Bugün ülkemizde geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2 milyon 235 bin 988’dir. 2016 ile 31 Temmuz 2026 arasında 1 milyon 462 bin 947 Suriyeli; 8 Aralık 2024’ten bu yana ise 722 bin 944 Suriyeli, gönüllü, güvenli ve onurlu biçimde ülkesine dönmüştür. Bu dönüşleri, Suriye makamlarıyla yürüttüğümüz çalışmalarla güvenlik, barınma, kimlik, tapu ve resmî belge sorunlarını çözerek; geri dönenlerin kendi ülkelerinde yeniden hayat kurabilmesini sağlayarak gerçekleştiriyoruz. İnancımız merhameti, devlet sorumluluğumuz güvenliği, hukukumuz adaleti emreder."
SURİYELİLER KALICI OLACAK MI?
Çiftçi, "Kamuoyunda zaman zaman “Suriyeliler kalıcı mı olacak?” kaygısı dile getiriliyor. Toplumsal uyum ve kamu düzeni açısından bu meseleyi nasıl ele alıyorsunuz?" sorusuna da şöyle yanıt verdi:
“Politikamızı, kamu düzenini korumak ile insani sorumluluğumuzu yerine getirmek arasında sağlam bir denge üzerine kuruyoruz. Vatandaşımızın huzurundan da insan onurundan da taviz vermeyiz. Kamu düzenini de koruyacağız, insani sorumluluğumuzu da yerine getireceğiz; bu ikisi birbirinin karşıtı değildir. Sözümü şöyle tamamlayayım: Göç politikamızın pusulası bellidir. Sınırımızı koruyacak, kaçakçıyı çökertecek, kayıt dışılığı önleyecek, gönüllü dönüşü destekleyecek ve attığımız her adımı hukukla, akılla ve vicdanla atacağız. Sınırı koru, kaçakçıyı çökert, kaydı tut, dönüşü destekle; her adımı hukukla ve vicdanla at.”
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı...
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması yürütülüyor.
Soruşturma kapsamında bu sabah 21 şüpheliye eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Şüpheliler hakkında gözaltı, arama ve el koyma kararları uygulanıyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması yürütülüyor.
Soruşturma kapsamında bu sabah 21 şüpheliye eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Şüpheliler hakkında gözaltı, arama ve el koyma kararları uygulanıyor.
Uygulama, Üsküdar sahilde gerçekleştirildi. Bölgede denetim yapan polis ek...
Uygulama, Üsküdar sahilde gerçekleştirildi. Bölgede denetim yapan polis ek...
Uygulama, Üsküdar sahilde gerçekleştirildi. Bölgede denetim yapan polis ekipleri, sahilde alkol içen kişileri dronla tespit etti. Kişilerin bulunduğu noktaya yönlendirilen dronun hoparlöründen "Dikkat dikkat bu polis dronudur. Burada alkol tüketimi yasaktır. Lütfen uyarılara uyup uzaklaşın. Aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır" anonsu yapıldı.
39 İLÇEDE KULLANILIYOR
İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız’ın talimatıyla 39 ilçede kullanılan polis dronları; asayiş ve narkotik uygulamalarının yanı sıra ormanlık alanların denetlenmesi ve yangın riskine karşı yürütülen çalışmalarda da görev alıyor.Geniş alanların havadan kontrol edilmesini sağlayan dronlarla şüpheli durumlar tespit edilerek bölgedeki ekiplere bildiriliyor.
Uygulama, Üsküdar sahilde gerçekleştirildi. Bölgede denetim yapan polis ekipleri, sahilde alkol içen kişileri dronla tespit etti. Kişilerin bulunduğu noktaya yönlendirilen dronun hoparlöründen "Dikkat dikkat bu polis dronudur. Burada alkol tüketimi yasaktır. Lütfen uyarılara uyup uzaklaşın. Aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır" anonsu yapıldı.
39 İLÇEDE KULLANILIYOR
İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız’ın talimatıyla 39 ilçede kullanılan polis dronları; asayiş ve narkotik uygulamalarının yanı sıra ormanlık alanların denetlenmesi ve yangın riskine karşı yürütülen çalışmalarda da görev alıyor.Geniş alanların havadan kontrol edilmesini sağlayan dronlarla şüpheli durumlar tespit edilerek bölgedeki ekiplere bildiriliyor.
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor.
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevaplar...
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor.
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevaplar...
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor.
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
1 Ağustos - 31 Ekim tarihleri arasında gerçelşetirilen ve devam etmekte olan proje kapsamında, Türk dünyasının bütünleşmesi, ortak değerler ve gelecekteki gelişim перспектиfleri konularına adanmış on başlıkta bir dizi röportaj hazırlanacak. Proje kapsamında sunacağımız 10 röportajlık serinin altıncı başlığı “Türk Devletleri Arasında Güvenlik ve Savunma İşbirliği”dir. Bu başlık çerçevesinde, Türk dünyasında askeri işbirliği, ortak güvenlik tehditleri, savunma sanayii ve bölgesel istikrara yönelik olası adımlar da ele alınmıştır.
Görüşme yaptığımız kişilerin konuyla ilgili olarak aşağıdaki soruları yanıtladığını belirtmek gerekir:
1. Şuşa Deklarasyonu, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde güvenlik ve savunma işbirliğinde yeni bir aşama oluşturmuştur. Sizce bu belge, Türk devletleri arasında daha geniş kapsamlı güvenlik işbirliği için ne gibi fırsatlar yaratmaktadır?
2. Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı terörizm, uluslararası suçlar, yasadışı göç, siber saldırılar ve diğer ortak güvenlik tehditlerine karşı ortak eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi ne kadar önemlidir? Bu alanda hangi adımlar öncelikli olarak ele alınmalıdır? Türk devletleri arasında askeri tatbikatların, savunma koordinasyonunun ve güvenlik diyaloğunun derinleştirilmesi bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ne gibi katkılar sağlayabilir?
3. Türk devletleri arasında savunma sanayi alanındaki iş birliği son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Ortak üretim, teknoloji transferi ve askeri-sanayi iş birliğinin gelecekteki перспектиfleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler arasında Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler.
Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
Naci Yengin: Bu, yalnızca Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek ittifakların da habercisidir.
1. Şuşa Deklarasyonu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ittifak düzeyine yükseltmekle kalmamıştır. Şuşa Deklarasyonu aynı zamanda Türk dünyası için örnek teşkil eden, bağlayıcı bir güvenlik anlayışı ve stratejik model sunmaktadır. Şuşa Deklarasyonu'nda taraflar birbirlerinin garantörü ve tamamlayıcısıdır. Deklarasyonun en önemli unsurlarından biri, "taraflardan birinin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit durumunda ortak hareket"i öngören maddedir. Bu, sadece Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek olası ittifakların da habercisidir.
Naci Yengin
Aslında, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Anlaşması, Şuşa Deklarasyonu'ndan sonra ortaya çıkan olumlu atmosferi yansıtmaktadır.
Şuşa Deklarasyonu ve Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan ittifak, diğer Türk devletleri için de bir başlangıç noktası ve ölçüt olmuştur. Türk Devletleri Örgütü üyesi ve gözlemci ülkeleri, savunma işbirliğini tek taraflı bağımlılıklardan kurtarmanın ve karşılıklılık ilkesine dayalı Kolektif Güvenlik Kavramı temelinde yeniden tanımlamanın zamanının geldiğini anlamaktadır. Ortak askeri tatbikatların artması, personel eğitiminde standardizasyon ve komuta-kontrol mekanizmalarında uyum sağlanması, Şuşa Deklarasyonu ruhunun coğrafi olarak genişleyerek Pakistan ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere tüm Türk devletlerini kapsadığını göstermektedir. Yakın gelecekte, bu ruh ve aynı hedefler doğrultusunda yeni ittifaklar kurulması mümkün görünmektedir.
2. Türk dünyasının bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar, geçmişten miras kalan ve çözülmesi gereken sorunların çözümü sırasında ortaya çıkan sorunlardır. Ancak Türk dünyasının coğrafyasında yaşanan sorunlar ve tehditler yalnızca Türk dünyasıyla sınırlı kalmayıp, bölgede ve dünyada meydana gelen sorunların bir parçasını da oluşturmaktadır. Bugün, dünyanın ve Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı tehditler artık sadece geleneksel askeri sınırlar çerçevesinde şekillenmemektedir. Hibrit savaş unsurları, siber tehditler, vekalet savaşları, düzensiz göç, sınır ötesi terörizm ve radikalleşme, bölgedeki tüm ülkeler için ortak sorunlar haline gelmiştir.
Türk coğrafyalarında var olan ve önceki döneme kıyasla en aza indirgenmiş olan sorunlar, Türk dünyasının çevresinde yaratılan sorunların bir devamı gibi görünmektedir. Özellikle, Rusya ve ABD'nin Afganistan merkezli girişimleri sonucunda ortaya çıkan ve bugün de devam eden istikrarsızlık riskleri, Türkistan (Orta Asya) cumhuriyetlerinin yakın sınırlarında tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Aynı zamanda, ABD, Çin, Rusya ve diğer küresel aktörlerin bölge üzerinde yürüttüğü ekonomik nüfuz mücadelesi, Türk devletlerinin egemenlik hakları üzerinde baskı oluşturmaktadır. İşte bu bağlamda, Çin ve ABD'nin Türkistan'daki Türk devletlerine yönelik tutumu değerlendirilmelidir.
Bölgede küresel aktörler tarafından başlatılan ve süreç içinde daha da artacağı öngörülen nüfuz mücadeleleri, Türk devletlerinin Türkistan coğrafyasında kendi imkanlarıyla aldığı önlemlerin yeterli olmayacağını göstermektedir. Bu bağlamda, Şuşa Deklarasyonu örneğini izleyerek, Türk devletlerinin ikili veya çok taraflı savunma ve ittifak anlaşmaları imzalaması kaçınılmaz bir varoluş meselesi olacaktır. Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından, bu girişime katılmak isteyen diğer devletlerin de dahil edilmesiyle imzalanacak ortak savunma ve işbirliği anlaşmaları, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
3. Türk devletlerinin ortak bilgi ve teknoloji yatırımlarına önem vermeleri, ortak savunma sanayi ve askeri projeleri en kısa sürede önceliklendirmeleri, bilgi alışverişi, kültürel entegrasyon, istihbarat ve erken uyarı sistemlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda, Türkiye tarafından geliştirilen "Çelik Kubbe" gibi savunma sistemlerinin Türk devletlerine ve dost müttefik ülkelere yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Tehdit Türk devletlerine ve Türk coğrafyalarına yönelikse, savunma mimarisi, teknolojik yatırımlar ve silahlanma alanlarında ortak hareket edilmelidir. Türk Devletleri Örgütü'nün benimsediği güvenlik anlayışı yayılmacı nitelikte değildir. Aksine, Türk dünyasında bölgesel istikrarın, egemen hakların ve uluslararası hukukun korunmasının garantörü olmayı amaçlamaktadır. Güçlü bir Türk dünyası güvenlik mimarisi, Kafkasya, Avrasya ve tüm dünyada ortaya çıkan güç boşluklarını dolduracak yerel ve ulusal bir faktördür.
Türk devletlerinin barış kavramına bağlı kalmaları koşuluyla, devletler arası ikili ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi, toplumun her düzeyinde ekonomik refahın yansıtılması, Türk devletlerinin milli gelirlerinin artırılması, ulusal demokrasi ve tam bağımsızlık en çok arzu edilen ortak beklentiler arasındadır.
Güvenli bir Avrasya, Kafkasya ve Türkistan (Orta Asya), ticaret yollarının güvenli olduğu, enerji koridorlarının kesintisiz çalıştığı ve yabancı müdahaleye karşı dirençli olduğu bir coğrafya anlamına gelir. Sonuç olarak, Şuşa Deklarasyonu ile güçlendirilmiş, savunma sanayi entegrasyonu ile desteklenmiş ve ortak tehdit bilinciyle olgunlaştırılmış Türk askeri işbirliği, Orta Avrupa'dan Balkanlar'a, Avrasya'ya, Kafkasya'ya, Türkistan coğrafyasına, Orta Doğu'ya ve hatta Afrika'ya kadar genişleme ve güçlenme potansiyeline sahip kalıcı barış ve dengenin anahtarıdır.
Türk Devletleri Örgütü, bu deneyimden yararlanarak üye devletlerin askeri sanayi ürünlerine erişimini sağlayabilir ve savunma sanayi alanındaki iş birliğini daha da geliştirebilir.
Fuad Hüseyinzadeh
Bu röportaj, Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın mali desteğiyle hayata geçirilen “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesi kapsamında hazırlanmıştır. Makalede ifade edilen görüş ve düşünceler yazara aittir ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın resmi görüşünü yansıtmayabilir.
Kaynak: 4 Eylül 2026,
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor.
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
1 Ağustos - 31 Ekim tarihleri arasında gerçelşetirilen ve devam etmekte olan proje kapsamında, Türk dünyasının bütünleşmesi, ortak değerler ve gelecekteki gelişim перспектиfleri konularına adanmış on başlıkta bir dizi röportaj hazırlanacak. Proje kapsamında sunacağımız 10 röportajlık serinin altıncı başlığı “Türk Devletleri Arasında Güvenlik ve Savunma İşbirliği”dir. Bu başlık çerçevesinde, Türk dünyasında askeri işbirliği, ortak güvenlik tehditleri, savunma sanayii ve bölgesel istikrara yönelik olası adımlar da ele alınmıştır.
Görüşme yaptığımız kişilerin konuyla ilgili olarak aşağıdaki soruları yanıtladığını belirtmek gerekir:
1. Şuşa Deklarasyonu, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde güvenlik ve savunma işbirliğinde yeni bir aşama oluşturmuştur. Sizce bu belge, Türk devletleri arasında daha geniş kapsamlı güvenlik işbirliği için ne gibi fırsatlar yaratmaktadır?
2. Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı terörizm, uluslararası suçlar, yasadışı göç, siber saldırılar ve diğer ortak güvenlik tehditlerine karşı ortak eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi ne kadar önemlidir? Bu alanda hangi adımlar öncelikli olarak ele alınmalıdır? Türk devletleri arasında askeri tatbikatların, savunma koordinasyonunun ve güvenlik diyaloğunun derinleştirilmesi bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ne gibi katkılar sağlayabilir?
3. Türk devletleri arasında savunma sanayi alanındaki iş birliği son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Ortak üretim, teknoloji transferi ve askeri-sanayi iş birliğinin gelecekteki перспектиfleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler arasında Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler.
Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
Naci Yengin: Bu, yalnızca Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek ittifakların da habercisidir.
1. Şuşa Deklarasyonu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ittifak düzeyine yükseltmekle kalmamıştır. Şuşa Deklarasyonu aynı zamanda Türk dünyası için örnek teşkil eden, bağlayıcı bir güvenlik anlayışı ve stratejik model sunmaktadır. Şuşa Deklarasyonu'nda taraflar birbirlerinin garantörü ve tamamlayıcısıdır. Deklarasyonun en önemli unsurlarından biri, "taraflardan birinin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit durumunda ortak hareket"i öngören maddedir. Bu, sadece Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek olası ittifakların da habercisidir.
Naci Yengin
Aslında, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Anlaşması, Şuşa Deklarasyonu'ndan sonra ortaya çıkan olumlu atmosferi yansıtmaktadır.
Şuşa Deklarasyonu ve Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan ittifak, diğer Türk devletleri için de bir başlangıç noktası ve ölçüt olmuştur. Türk Devletleri Örgütü üyesi ve gözlemci ülkeleri, savunma işbirliğini tek taraflı bağımlılıklardan kurtarmanın ve karşılıklılık ilkesine dayalı Kolektif Güvenlik Kavramı temelinde yeniden tanımlamanın zamanının geldiğini anlamaktadır. Ortak askeri tatbikatların artması, personel eğitiminde standardizasyon ve komuta-kontrol mekanizmalarında uyum sağlanması, Şuşa Deklarasyonu ruhunun coğrafi olarak genişleyerek Pakistan ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere tüm Türk devletlerini kapsadığını göstermektedir. Yakın gelecekte, bu ruh ve aynı hedefler doğrultusunda yeni ittifaklar kurulması mümkün görünmektedir.
2. Türk dünyasının bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar, geçmişten miras kalan ve çözülmesi gereken sorunların çözümü sırasında ortaya çıkan sorunlardır. Ancak Türk dünyasının coğrafyasında yaşanan sorunlar ve tehditler yalnızca Türk dünyasıyla sınırlı kalmayıp, bölgede ve dünyada meydana gelen sorunların bir parçasını da oluşturmaktadır. Bugün, dünyanın ve Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı tehditler artık sadece geleneksel askeri sınırlar çerçevesinde şekillenmemektedir. Hibrit savaş unsurları, siber tehditler, vekalet savaşları, düzensiz göç, sınır ötesi terörizm ve radikalleşme, bölgedeki tüm ülkeler için ortak sorunlar haline gelmiştir.
Türk coğrafyalarında var olan ve önceki döneme kıyasla en aza indirgenmiş olan sorunlar, Türk dünyasının çevresinde yaratılan sorunların bir devamı gibi görünmektedir. Özellikle, Rusya ve ABD'nin Afganistan merkezli girişimleri sonucunda ortaya çıkan ve bugün de devam eden istikrarsızlık riskleri, Türkistan (Orta Asya) cumhuriyetlerinin yakın sınırlarında tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Aynı zamanda, ABD, Çin, Rusya ve diğer küresel aktörlerin bölge üzerinde yürüttüğü ekonomik nüfuz mücadelesi, Türk devletlerinin egemenlik hakları üzerinde baskı oluşturmaktadır. İşte bu bağlamda, Çin ve ABD'nin Türkistan'daki Türk devletlerine yönelik tutumu değerlendirilmelidir.
Bölgede küresel aktörler tarafından başlatılan ve süreç içinde daha da artacağı öngörülen nüfuz mücadeleleri, Türk devletlerinin Türkistan coğrafyasında kendi imkanlarıyla aldığı önlemlerin yeterli olmayacağını göstermektedir. Bu bağlamda, Şuşa Deklarasyonu örneğini izleyerek, Türk devletlerinin ikili veya çok taraflı savunma ve ittifak anlaşmaları imzalaması kaçınılmaz bir varoluş meselesi olacaktır. Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından, bu girişime katılmak isteyen diğer devletlerin de dahil edilmesiyle imzalanacak ortak savunma ve işbirliği anlaşmaları, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
3. Türk devletlerinin ortak bilgi ve teknoloji yatırımlarına önem vermeleri, ortak savunma sanayi ve askeri projeleri en kısa sürede önceliklendirmeleri, bilgi alışverişi, kültürel entegrasyon, istihbarat ve erken uyarı sistemlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda, Türkiye tarafından geliştirilen "Çelik Kubbe" gibi savunma sistemlerinin Türk devletlerine ve dost müttefik ülkelere yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Tehdit Türk devletlerine ve Türk coğrafyalarına yönelikse, savunma mimarisi, teknolojik yatırımlar ve silahlanma alanlarında ortak hareket edilmelidir. Türk Devletleri Örgütü'nün benimsediği güvenlik anlayışı yayılmacı nitelikte değildir. Aksine, Türk dünyasında bölgesel istikrarın, egemen hakların ve uluslararası hukukun korunmasının garantörü olmayı amaçlamaktadır. Güçlü bir Türk dünyası güvenlik mimarisi, Kafkasya, Avrasya ve tüm dünyada ortaya çıkan güç boşluklarını dolduracak yerel ve ulusal bir faktördür.
Türk devletlerinin barış kavramına bağlı kalmaları koşuluyla, devletler arası ikili ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi, toplumun her düzeyinde ekonomik refahın yansıtılması, Türk devletlerinin milli gelirlerinin artırılması, ulusal demokrasi ve tam bağımsızlık en çok arzu edilen ortak beklentiler arasındadır.
Güvenli bir Avrasya, Kafkasya ve Türkistan (Orta Asya), ticaret yollarının güvenli olduğu, enerji koridorlarının kesintisiz çalıştığı ve yabancı müdahaleye karşı dirençli olduğu bir coğrafya anlamına gelir. Sonuç olarak, Şuşa Deklarasyonu ile güçlendirilmiş, savunma sanayi entegrasyonu ile desteklenmiş ve ortak tehdit bilinciyle olgunlaştırılmış Türk askeri işbirliği, Orta Avrupa'dan Balkanlar'a, Avrasya'ya, Kafkasya'ya, Türkistan coğrafyasına, Orta Doğu'ya ve hatta Afrika'ya kadar genişleme ve güçlenme potansiyeline sahip kalıcı barış ve dengenin anahtarıdır.
Türk Devletleri Örgütü, bu deneyimden yararlanarak üye devletlerin askeri sanayi ürünlerine erişimini sağlayabilir ve savunma sanayi alanındaki iş birliğini daha da geliştirebilir.
Fuad Hüseyinzadeh
Bu röportaj, Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın mali desteğiyle hayata geçirilen “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesi kapsamında hazırlanmıştır. Makalede ifade edilen görüş ve düşünceler yazara aittir ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın resmi görüşünü yansıtmayabilir.
Kaynak: 4 Eylül 2026,
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesindeki bir video oyun...
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesindeki bir video oyun...
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesindeki bir video oyun salonuna gece yarısı silahlı saldırı düzenlendi.
Henüz kimliği belirlenemeyen iki şüpheli otomobille önüne gittikleri işyerine silahla ateş açtı. Kurşunların isabet etmesi sonucu 3 kişi yaralandı, 2 iş yeri, 2 otomobil ve bir kamyonette hasar oluştu.
Bölgeye 112 Acil Sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı.
Polis, olay yerinden kaçan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı.
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesindeki bir video oyun salonuna gece yarısı silahlı saldırı düzenlendi.
Henüz kimliği belirlenemeyen iki şüpheli otomobille önüne gittikleri işyerine silahla ateş açtı. Kurşunların isabet etmesi sonucu 3 kişi yaralandı, 2 iş yeri, 2 otomobil ve bir kamyonette hasar oluştu.
Bölgeye 112 Acil Sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı.
Polis, olay yerinden kaçan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı.
Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret”, “Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” ve "Suçu ve Şuçluyu övme” suçlarından iddianame düzenlendi.
İSTENEN CEZALAR
Göktaş hakkında üç ayrı suçtan 2 yıl 2 aydan 9 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavc...
Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret”, “Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” ve "Suçu ve Şuçluyu övme” suçlarından iddianame düzenlendi.
İSTENEN CEZALAR
Göktaş hakkında üç ayrı suçtan 2 yıl 2 aydan 9 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavc...
Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret”, “Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” ve "Suçu ve Şuçluyu övme” suçlarından iddianame düzenlendi.
İSTENEN CEZALAR
Göktaş hakkında üç ayrı suçtan 2 yıl 2 aydan 9 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame, İstanbul 14'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.
İDDİANAMEDEN AYRINTILAR
İddianamede, şüphelinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili, YouTube'da yer alan bir videodaki söylemlerinin "eleştiri sınırlarını aşan ve Cumhurbaşkanı'nın toplum nezdindeki şeref, onur ile saygınlığını rencide edecek boyutta" olduğu kaydedildi.
Göktaş'ın "halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edici" söylemlerde bulunduğu da ileri sürülen iddianamede İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'le ilgili halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edici söylemlerde bulunduğu iddia edildi.
Şüphelinin gösterisinde sarf ettiği bu sözlerin toplumsal barışı zedeleyici, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı mahiyet arz ettiği, dini inançları gereği denize kapalı kıyafetle giren kadınları hedef alıp, nefret söyleminde bulunduğu, bu nedenle 500'ü aşkın CİMER başvurusunun yapıldığı anlatılan iddianamede, Göktaş'ın sarf ettiği sözlerin toplumun geniş kesimlerinde infial uyandırmaya elverişli olduğu, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikeyi ortaya çıkardığının anlaşıldığı öne sürüldü.
NE OLMUŞTU?
"Cumhurbaşkanına Hakaret ve "Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama" tutuklanan Göktaş hakkında geçen günlerde tutukluluğuna yapılan itiraz sonrasıtahliye kararı verilmişti.
Tahliye kararının ardından Göktaş, bu sefer "Basın Yolu ile Suçu ve Suçluyu Övme" suçundan tutuklanmıştı.
“İNANÇLI İNSANI KIRMAK GİBİ BİR AMACIM KESİNLİKLE YOKTUR”
Tutuklanmadan önce verdiği emniyet ifadesinde kendisine atfedilen suçlamayı kabul etmediğini ifade eden Göktaş, gösterisini uzun süredir Türkiye'nin birçok şehrinde sahnelediğini, böyle bir kastı olmadığını ileri sürmüştü.
“Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yapmış olduğum bir gösteriye aittir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izledi ve hiçbirinden bu bölüme ilişkin incindiklerine dair bir şikayet gelmedi.” ifadelerini kullanan Göktaş, gösterisi boyunca birçok konuda konuştuğunu dile getirip şöyle devam etmişti:
“Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır. Burada da kötü bir şey demiyorum. ‘Favori kitabım' diyorum. ‘Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.”
"CUMHURBAŞKANINI AŞAĞILAMAK GİBİ BİR NİYETİM YOK"
İfadesinde "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasına da değinen Göktaş, sözlerinin mizah kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunup "Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. ‘Diktatör' kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık bir şekilde tartışılan konudur. Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece. Gösteri boyunca bu tarz popüler figürler, ideolojiler ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır, başkaca bir amacım yoktur. Üzerime atılı olan suçlamaları kabul etmiyorum." ifadelerini kullanmıştı.
Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret”, “Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” ve "Suçu ve Şuçluyu övme” suçlarından iddianame düzenlendi.
İSTENEN CEZALAR
Göktaş hakkında üç ayrı suçtan 2 yıl 2 aydan 9 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame, İstanbul 14'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.
İDDİANAMEDEN AYRINTILAR
İddianamede, şüphelinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili, YouTube'da yer alan bir videodaki söylemlerinin "eleştiri sınırlarını aşan ve Cumhurbaşkanı'nın toplum nezdindeki şeref, onur ile saygınlığını rencide edecek boyutta" olduğu kaydedildi.
Göktaş'ın "halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edici" söylemlerde bulunduğu da ileri sürülen iddianamede İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'le ilgili halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edici söylemlerde bulunduğu iddia edildi.
Şüphelinin gösterisinde sarf ettiği bu sözlerin toplumsal barışı zedeleyici, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı mahiyet arz ettiği, dini inançları gereği denize kapalı kıyafetle giren kadınları hedef alıp, nefret söyleminde bulunduğu, bu nedenle 500'ü aşkın CİMER başvurusunun yapıldığı anlatılan iddianamede, Göktaş'ın sarf ettiği sözlerin toplumun geniş kesimlerinde infial uyandırmaya elverişli olduğu, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikeyi ortaya çıkardığının anlaşıldığı öne sürüldü.
NE OLMUŞTU?
"Cumhurbaşkanına Hakaret ve "Haklı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama" tutuklanan Göktaş hakkında geçen günlerde tutukluluğuna yapılan itiraz sonrasıtahliye kararı verilmişti.
Tahliye kararının ardından Göktaş, bu sefer "Basın Yolu ile Suçu ve Suçluyu Övme" suçundan tutuklanmıştı.
“İNANÇLI İNSANI KIRMAK GİBİ BİR AMACIM KESİNLİKLE YOKTUR”
Tutuklanmadan önce verdiği emniyet ifadesinde kendisine atfedilen suçlamayı kabul etmediğini ifade eden Göktaş, gösterisini uzun süredir Türkiye'nin birçok şehrinde sahnelediğini, böyle bir kastı olmadığını ileri sürmüştü.
“Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yapmış olduğum bir gösteriye aittir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izledi ve hiçbirinden bu bölüme ilişkin incindiklerine dair bir şikayet gelmedi.” ifadelerini kullanan Göktaş, gösterisi boyunca birçok konuda konuştuğunu dile getirip şöyle devam etmişti:
“Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır. Burada da kötü bir şey demiyorum. ‘Favori kitabım' diyorum. ‘Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.”
"CUMHURBAŞKANINI AŞAĞILAMAK GİBİ BİR NİYETİM YOK"
İfadesinde "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasına da değinen Göktaş, sözlerinin mizah kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunup "Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. ‘Diktatör' kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık bir şekilde tartışılan konudur. Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece. Gösteri boyunca bu tarz popüler figürler, ideolojiler ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır, başkaca bir amacım yoktur. Üzerime atılı olan suçlamaları kabul etmiyorum." ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa'ya seyahat edeceklere önemli bir uyarı yapıldı.
Avrupa Birliği'nin Giriş-Çıkış Sistemi (EES), AB vatandaşı...
Avrupa'ya seyahat edeceklere önemli bir uyarı yapıldı.
Avrupa Birliği'nin Giriş-Çıkış Sistemi (EES), AB vatandaşı...
Avrupa'ya seyahat edeceklere önemli bir uyarı yapıldı.
Avrupa Birliği'nin Giriş-Çıkış Sistemi (EES), AB vatandaşı olmayan yolcuların Schengen Bölgesi'ne giriş ve çıkışlarının dijital olarak kaydedilmesini, biyometrik verilerinin alınmasını öngörüyor.
ESNEKLİK DÜZENLEMESİ SONA ERDİ
Sistem kapsamında yolcuların pasaport bilgilerinin yanı sıra yüz görüntüleri ve parmak izlerinin de kaydedilmesi gerekiyor. 10 Nisan 2026'da yürürlüğe giren EES, Schengen Bölgesi genelinde kademeli olarak uygulanmaya başlanırken, yoğun sınır kapılarında biyometrik veri toplama işleminin geçici olarak askıya alınmasına imkan tanıyan esneklik düzenlemesi 6 Eylül itibarıyla sona erdi.
EN AZ ÜÇ SAAT ÖNCE HAVALİMANINA GELİN
Konuyla ilgili internet sitesi üzerinden yolcularına duyuru yapan AJet, pasaport ve güvenlik kontrol süreçlerinde yoğunluk yaşanabileceğini belirtti.
Duyuruda, "Avrupa havalimanlarında uygulamaya alınan yeni giriş/çıkış sistemleri nedeniyle pasaport ve güvenlik kontrol süreçlerinde yoğunluk yaşanabilmektedir. Uçuş işlemlerinizin aksamaması adına, havalimanında uçuş saatinizden en az 3 saat önce hazır bulunmanızı rica ederiz." denildi.
Avrupa'ya seyahat edeceklere önemli bir uyarı yapıldı.
Avrupa Birliği'nin Giriş-Çıkış Sistemi (EES), AB vatandaşı olmayan yolcuların Schengen Bölgesi'ne giriş ve çıkışlarının dijital olarak kaydedilmesini, biyometrik verilerinin alınmasını öngörüyor.
ESNEKLİK DÜZENLEMESİ SONA ERDİ
Sistem kapsamında yolcuların pasaport bilgilerinin yanı sıra yüz görüntüleri ve parmak izlerinin de kaydedilmesi gerekiyor. 10 Nisan 2026'da yürürlüğe giren EES, Schengen Bölgesi genelinde kademeli olarak uygulanmaya başlanırken, yoğun sınır kapılarında biyometrik veri toplama işleminin geçici olarak askıya alınmasına imkan tanıyan esneklik düzenlemesi 6 Eylül itibarıyla sona erdi.
EN AZ ÜÇ SAAT ÖNCE HAVALİMANINA GELİN
Konuyla ilgili internet sitesi üzerinden yolcularına duyuru yapan AJet, pasaport ve güvenlik kontrol süreçlerinde yoğunluk yaşanabileceğini belirtti.
Duyuruda, "Avrupa havalimanlarında uygulamaya alınan yeni giriş/çıkış sistemleri nedeniyle pasaport ve güvenlik kontrol süreçlerinde yoğunluk yaşanabilmektedir. Uçuş işlemlerinizin aksamaması adına, havalimanında uçuş saatinizden en az 3 saat önce hazır bulunmanızı rica ederiz." denildi.
Kaza, sabah saatlerinde ilçenin İnönü Caddesi’nde meydana geldi. Pla...
Kaza, sabah saatlerinde ilçenin İnönü Caddesi’nde meydana geldi. Pla...
Kaza, sabah saatlerinde ilçenin İnönü Caddesi’nde meydana geldi. Plakası ve sürücüsünün ismi bilinmeyen otomobil, tek yön olan yolda park halindeki minibüse çarpıp, takla atarak kaldırımda ters döndü. Araçtan kendi imkanlarıyla çıkan sürücü, kazayı hafif sıyrıklarla atlattı. Sürücünün yardımına çevre esnaf koştu.
Bu arada kaza, çevredeki bir iş yerine ait güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntüde, çarpmanın şiddetiyle savrulan aracın, yolun sol tarafında bulunan demir dubayı yerinden söküp ters döndüğü, sürücünün kapısını açtığı araçtan dizleri üzerine emekleyerek güçlükle çıktığı görüldü.
Araç bulunduğu yerden kaldırılırken, polis kazaya ilişkin soruşturma başlattı.
Kaza, sabah saatlerinde ilçenin İnönü Caddesi’nde meydana geldi. Plakası ve sürücüsünün ismi bilinmeyen otomobil, tek yön olan yolda park halindeki minibüse çarpıp, takla atarak kaldırımda ters döndü. Araçtan kendi imkanlarıyla çıkan sürücü, kazayı hafif sıyrıklarla atlattı. Sürücünün yardımına çevre esnaf koştu.
Bu arada kaza, çevredeki bir iş yerine ait güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntüde, çarpmanın şiddetiyle savrulan aracın, yolun sol tarafında bulunan demir dubayı yerinden söküp ters döndüğü, sürücünün kapısını açtığı araçtan dizleri üzerine emekleyerek güçlükle çıktığı görüldü.
Araç bulunduğu yerden kaldırılırken, polis kazaya ilişkin soruşturma başlattı.
Bilecik’in yüksek kesimlerindeki ormanlık alanlarda yaşayan farklı kuş türleri gör...
Bilecik’in yüksek kesimlerindeki ormanlık alanlarda yaşayan farklı kuş türleri gör...
Bilecik’in yüksek kesimlerindeki ormanlık alanlarda yaşayan farklı kuş türleri görüntülendi.
Çam ve köknar ağaçlarının yoğun olduğu bölgede, renkli kuşlar doğal yaşam alanlarında gözlemlendi.
Zengin bitki örtüsüyle birçok yaban hayvanına yaşam alanı sağlayan kentte, doğa gözlemi ve biyolojik çeşitliliğin takibine yönelik çalışmalar devam ediyor.
Bölgede görüntülenen türler arasında tahtalı, saka, çaprazgaga, orman alaca ağaçkakan,çam baştankarası, ağaç incirkuşu, kızılgerdan, şakrak gibi kuş türleri yer aldı.
Uzmanlar, ormanlık alanlarda yaşayan kuş çeşitliliğinin bölgedeki ekosistemin sağlıklı işleyişinin göstergelerinden biri olduğunu belirtti.
Şakrak kuşu.Şakrak kuşu.Şakrak kuşu.Tahtalı kuşu.Orman alaca ağaçkakan.Orman alaca ağaçkakan kuşu.Çaprazgaga kuşu.Saka kuşu.Ağaç incirkuşu.Kızılgerdan kuşu.
Bilecik’in yüksek kesimlerindeki ormanlık alanlarda yaşayan farklı kuş türleri görüntülendi.
Çam ve köknar ağaçlarının yoğun olduğu bölgede, renkli kuşlar doğal yaşam alanlarında gözlemlendi.
Zengin bitki örtüsüyle birçok yaban hayvanına yaşam alanı sağlayan kentte, doğa gözlemi ve biyolojik çeşitliliğin takibine yönelik çalışmalar devam ediyor.
Bölgede görüntülenen türler arasında tahtalı, saka, çaprazgaga, orman alaca ağaçkakan,çam baştankarası, ağaç incirkuşu, kızılgerdan, şakrak gibi kuş türleri yer aldı.
Uzmanlar, ormanlık alanlarda yaşayan kuş çeşitliliğinin bölgedeki ekosistemin sağlıklı işleyişinin göstergelerinden biri olduğunu belirtti.
Şakrak kuşu.Şakrak kuşu.Şakrak kuşu.Tahtalı kuşu.Orman alaca ağaçkakan.Orman alaca ağaçkakan kuşu.Çaprazgaga kuşu.Saka kuşu.Ağaç incirkuşu.Kızılgerdan kuşu.
MHP süreç yasasın...
MHP süreç yasasının kabulünden sonra Terörsüz Türkiye türküsü hazırladı. "Kardeşlikten yüce, büyük servet yok" mesajı veren türkü sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
MHP süreç yasasının kabulünden sonra Terörsüz Türkiye türküsü hazırladı. "Kardeşlikten yüce, büyük servet yok" mesajı veren türkü sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
Bazen insan, kendi hayatını anlatmaya başladığında nereden başlayacağını bilemez. Çünkü bazı hayatlar tek bir olaydan ibaret değildir. Birbirine karışmış anılardan, yarım kalmış cümlelerden, geceleri ansızın hatırlanan insanlardan, söylenememiş sözlerden ve kimsenin görmediği küçük mücadelelerden oluşur.
Benim hikâyem de biraz böyle.
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, kimsenin fark etmediği kadar çok şey yaşanabilir. İnsan gülebilir, insanlarla konuşabilir, ders çalışabilir, bir şarkı dinleyebilir, bir çiçeğin fotoğrafını çekebilir ve yine de içinde kimsenin bilmediği kocaman bir dünya taşıyabilir.
Belki de insanı en çok yoran şey yaşadıkları değil, yaşadıklarını anlatacak doğru kelimeleri bulamamaktır.
Bazı geceler geçmiş, kapıyı çalmadan insanın odasına girer. Bir yüz belirir zihninde. Yıllar önce kaybettiğin biri, hiç beklemediğin bir anda rüyanda karşına çıkar. Uyandığında onu...
Bazen insan, kendi hayatını anlatmaya başladığında nereden başlayacağını bilemez. Çünkü bazı hayatlar tek bir olaydan ibaret değildir. Birbirine karışmış anılardan, yarım kalmış cümlelerden, geceleri ansızın hatırlanan insanlardan, söylenememiş sözlerden ve kimsenin görmediği küçük mücadelelerden oluşur.
Benim hikâyem de biraz böyle.
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, kimsenin fark etmediği kadar çok şey yaşanabilir. İnsan gülebilir, insanlarla konuşabilir, ders çalışabilir, bir şarkı dinleyebilir, bir çiçeğin fotoğrafını çekebilir ve yine de içinde kimsenin bilmediği kocaman bir dünya taşıyabilir.
Belki de insanı en çok yoran şey yaşadıkları değil, yaşadıklarını anlatacak doğru kelimeleri bulamamaktır.
Bazı geceler geçmiş, kapıyı çalmadan insanın odasına girer. Bir yüz belirir zihninde. Yıllar önce kaybettiğin biri, hiç beklemediğin bir anda rüyanda karşına çıkar. Uyandığında onu...
Bazen insan, kendi hayatını anlatmaya başladığında nereden başlayacağını bilemez. Çünkü bazı hayatlar tek bir olaydan ibaret değildir. Birbirine karışmış anılardan, yarım kalmış cümlelerden, geceleri ansızın hatırlanan insanlardan, söylenememiş sözlerden ve kimsenin görmediği küçük mücadelelerden oluşur.
Benim hikâyem de biraz böyle.
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, kimsenin fark etmediği kadar çok şey yaşanabilir. İnsan gülebilir, insanlarla konuşabilir, ders çalışabilir, bir şarkı dinleyebilir, bir çiçeğin fotoğrafını çekebilir ve yine de içinde kimsenin bilmediği kocaman bir dünya taşıyabilir.
Belki de insanı en çok yoran şey yaşadıkları değil, yaşadıklarını anlatacak doğru kelimeleri bulamamaktır.
Bazı geceler geçmiş, kapıyı çalmadan insanın odasına girer. Bir yüz belirir zihninde. Yıllar önce kaybettiğin biri, hiç beklemediğin bir anda rüyanda karşına çıkar. Uyandığında onun artık burada olmadığını bilirsin ama kalbin bunu her zaman aklın kadar kolay kabul etmez.
İnsanların “yıllar geçti” dediği yerde, kalbin bazen hâlâ aynı günün içinde kalabilir.
Belki de özlemek böyle bir şeydir.
Bir insanın yokluğuna alışmak, onu unutmak anlamına gelmez. Bazı insanlar hayatımızdan gider ama içimizden tamamen çıkmaz. Sesleri, bakışları, birlikte geçirilen günler, hastane koridorlarında beklenen saatler, söylenemeyen son cümleler… Hepsi zihnin bir köşesinde yaşamaya devam eder.
Ve bazen bir rüya, yıllardır kapalı duran bir kapıyı yeniden açar.
İnsan büyüdükçe yalnızca yaşını değil, taşıdığı şeyleri de büyütür.
Çocukken bazı acıların adını koyamazsın. Sadece üzülürsün. Nedenini tam olarak bilmeden korkarsın, özlersin, susarsın. Sonra yıllar geçer ve bir gün dönüp geçmişine baktığında anlarsın ki bazı duyguların aslında o zamandan beri seninle yürüyormuş.
Belki bu yüzden bazen insan kendi içindeki çocuğa rastlar.
Küçük, sessiz, biraz kırgın ama hâlâ meraklı…
Hâlâ gökyüzüne bakıyor.
Hâlâ çiçekleri fark ediyor.
Hâlâ bir şarkının içinde kendine ait bir cümle arıyor.
Hâlâ bir gün her şeyin daha güzel olacağına inanmak istiyor.
Hayat bana şunu öğretiyor: İnsan her zaman güçlü olduğu için ayakta kalmaz. Bazen sadece başka bir seçeneği olmadığı için devam eder. Bazen sabah olur ve insan bütün gece taşıdığı ağırlıkla yeniden kalkar. Bir şey olmamış gibi günlük hayatına devam eder.
Kimse onun dün gece ne kadar yorulduğunu bilmez.
Kimse zihninde kaç kez aynı düşünceyi döndürdüğünü bilmez.
Kimse bazen bir insanın sadece “Nasılsın?” sorusuna gerçekten ihtiyaç duyduğunu fark etmez.
Çünkü insanların çoğu, cevabı duymaya değil, soruyu sormuş olmak için sorar.
Oysa bazen insanın ihtiyacı çözüm değildir.
Sadece anlaşılmaktır.
Birinin karşısına oturup bütün cümlelerini tamamlamadan dinlemesi…
“Abartıyorsun.” dememesi…
“Geçer.” diyerek acısını küçültmemesi…
Sadece orada olması…
Belki de gerçek yakınlık budur.
Bir insanın suskunluğunu bile duyabilmek.
Hayatımın bazı dönemlerinde kendimi geleceğe bakarken buluyorum. Bir zamanlar düşündüğüm şeyler değişiyor, istediğim yollar değişiyor, hayallerimin şekli değişiyor. İnsan bazen yıllarca kendisi sandığı bir hedefin aslında kendisine ait olmadığını fark edebiliyor.
Ve bu da bir kayıp gibi hissettirebiliyor.
Ama belki değildir.
Belki büyümek, her zaman yeni bir şey kazanmak değil; artık sana ait olmayan şeyleri bırakabilmektir.
Bir zamanlar başka bir meslek hayal etmiş olabilirsin. Sonra başka bir alana ilgi duyarsın. Bir zamanlar kesin sandığın şeylerden vazgeçersin. Önünde uzun yıllar olduğunu düşünürken bir gün, “Ben gerçekten ne istiyorum?” diye sorarsın.
Bu soru kolay değildir.
Çünkü insanın en zor tanıdığı kişi bazen kendisidir.
Başkalarının ne istediğini anlamak kolaydır.
Toplumun senden ne beklediğini anlamak kolaydır.
Ama kendi kalbinin gerçekten ne istediğini anlamak için insanın sessiz kalması gerekir.
Ben de bazen o sessizliğin içinde kendimi arıyorum.
Bir dil öğrenmeye çalışırken, yeni kelimeleri defalarca tekrar ederken, yanlış yaptığım cümleleri yeniden kurarken aslında yalnızca bir dil öğrenmediğimi düşünüyorum.
Kendime yeni bir hayatın dilini de öğretiyorum.
Çünkü yeni bir ülkede, yeni bir okulda, yeni bir çevrede insan yalnızca kelimeleri öğrenmez.
Kendini yeniden anlatmayı öğrenir.
“Ben kimim?” sorusuna yeni cevaplar vermeyi öğrenir.
Geçmişini yanında taşıyıp geleceğe doğru yürümeyi öğrenir.
Ve bazen bir insanın en büyük başarısı, başkalarının gözünde büyük görünmeyen bir şeydir.
Örneğin dört saat boyunca oturup çalışabilmek!
Bir kelimeyi anlamadığında yeniden öğrenmek!
Bir sınava hazırlanmak!
Bir gün önce yapamadığın şeyi bugün yapabilmek!
Bunlar küçük görünebilir.
Ama hayat zaten çoğu zaman büyük zaferlerden değil, küçük devam edişlerden oluşur.
Bir gün geriye baktığında belki fark edeceksin:
Seni değiştiren şey tek bir büyük olay değildi.
Her gün yeniden denemen oldu.
Her düştüğünde biraz daha farklı kalkman oldu.
Her kaybettiğinde, kendinden de bir parça kaybetmemeye çalışman oldu.
Ve belki de yazmak bu yüzden önemli.
Çünkü bazı duygular konuşulduğunda küçülmez; aksine anlam kazanır.
Bir cümleye dönüştüğünde, içinde dolaşan karmaşa biraz şekil alır.
Bir şiir yazarsın.
Bir fotoğrafa bakarsın.
Bir çiçeği kadrajın içine alırsın.
Bir şarkının başka bir dildeki anlamını merak edersin.
Ve bir anda fark edersin ki insan bazen yaşadığı hayatı doğrudan anlatamaz.
Onu sembollerle anlatır.
Çöl dersin, çünkü bazen içindeki susuzluğu anlatacak başka kelime bulamazsın.
Karanlık gökyüzü dersin, çünkü bazı geceler zihnin de hava kadar ağırdır.
Kırmızı çiçek dersin, çünkü hayatın bütün acısına rağmen hâlâ güzelliği görmek istediğini anlatmak istersin.
Uzak bir deniz dersin, çünkü ulaşmak istediğin ama henüz kıyısında durduğun bir şey vardır.
Belki de şiir, insanın söyleyemediği şeylerin başka bir dilidir.
Ve benim için hayat biraz böyle bir şiire benziyor.
Bazı dizeleri güzel, Bazıları ağır, Bazıları yarım, Bazıları ise henüz yazılmadı.
Ama en önemli şey şu: Şiir henüz bitmedi. Çünkü ben de bitmedim.
Geçmişte yaşananlar benim bir parçam olabilir ama tamamım değil.
Kaybettiklerim benim hikâyemin bir parçası olabilir ama sonum değil.
Korkularım olabilir. Yalnızlıklarım olabilir. Gece düşündüğüm şeyler olabilir.
Bazen kendime sorduğum zor sorular olabilir.
Ama bütün bunların yanında hâlâ öğrenmek isteyen bir tarafım var.
Hâlâ sevmek isteyen.
Hâlâ anlaşılmak isteyen.
Hâlâ bir gün huzurlu bir sabaha uyanmayı isteyen.
Hâlâ geleceğe dair bir şeyler hayal eden.
İnsanın içindeki umut bazen büyük ve parlak değildir.
Bazen sadece küçücük bir kıvılcımdır.
Ama karanlığın içinde küçücük bir ışığın bile anlamı vardır.
Belki hayatın amacı hiç kırılmamak değildir.
Belki amaç, kırıldığında kendini yeniden tanımaktır.
Belki güçlü olmak hiç ağlamamak değildir.
Belki güçlü olmak, ağladıktan sonra kendine karşı biraz daha merhametli olabilmektir.
Belki büyümek, bütün soruların cevaplarını bulmak değildir.
Bazı sorularla yaşamayı öğrenmektir.
Çünkü hayat bize her zaman cevap vermez.
Bazen yalnızca yeni bir soru bırakır.
“Ne istiyorsun?” “Kim olmak istiyorsun?” “Neyi geride bırakmalısın?”
“Neyi korumalısın?” “Gerçekten mutlu olduğun yer neresi?”
Ve belki en zor soru: “Bütün bunlardan sonra kendine nasıl davranacaksın?”
Ben artık bu soruların hepsinin cevabını bildiğimi söyleyemem.
Belki bilmek de gerekmiyor.
Çünkü insan kendini bir günde keşfetmez.
Kendini yıllar boyunca, küçük küçük tanır.
Bir kayıpta başka bir yanını görür. Bir dostlukta başka bir yanını; Bir ayrılıkta başka bir yanını; Bir başarıda başka bir yanını; Bir gecenin sessizliğinde ise belki en gerçek hâlini görür.
Bu yüzden artık geçmişime yalnızca üzülerek bakmak istemiyorum.
Çünkü geçmişimde acılar olduğu kadar, beni bugünkü ben yapan şeyler de var.
Ben hâlâ öğreniyorum. Hâlâ değişiyorum. Hâlâ bazı şeyleri anlamaya çalışıyorum.
Hâlâ kendime ait bir yer arıyorum.
Belki de insanın gerçek yolculuğu bir yere gitmek değil, sonunda kendi içinde yaşayabileceği bir yer bulmaktır.
Ve ben o yeri henüz tamamen bulmuş değilim. Ama arıyorum. Bazen bir kitabın sayfalarında; Bazen bir şiirin içinde; Bazen bir çiçeğin sessizliğinde; Bazen gecenin karanlığında; Bazen öğrendiğim yeni bir kelimede; Bazen geçmişten gelen bir rüyada, arıyorum.
Ve bazen de aynaya bakıp kendime sorduğum o basit soruda: “Bunca şeyden sonra, hâlâ burada mısın?”
Cevap ise sessiz ama gerçek: Evet… Buradayım.
Ve belki şimdilik bu bile yeterlidir.
Çünkü bazı hikâyeler mutlu bir sonla değil, devam eden bir cümleyle güzelleşir.
Benim cümlem de henüz bitmedi.
Nokta koymadım. Sadece virgül bıraktım.
Çünkü önümde hâlâ öğrenilecek kelimeler, okunacak kitaplar, yazılacak şiirler, görülecek şehirler, çekilecek çiçek fotoğrafları, kurulacak hayaller ve tanınacak yeni bir “ben” var.
Belki bir gün geçmişime dönüp baktığımda, bugün bana ağır gelen her şeyin içinden başka bir anlam çıktığını göreceğim.
Ve o gün kendime şunu söyleyeceğim:
“Meğer bütün bu yollar boyunca aradığın kişi, en başından beri sendin.”
O zamana kadar ise yürümeye devam edeceğim. Yavaş olsa da; Bazen yorulsam da; Bazen yolumu kaybetsem de, yürüyeceğim.
Çünkü insanın hayatındaki en güzel şeylerden biri, her şeyi çözmüş olması değil; henüz her şeyin mümkün olduğunu bilmesidir.
Arzu KUREYŞİ 05.09.2026
Bazen insan, kendi hayatını anlatmaya başladığında nereden başlayacağını bilemez. Çünkü bazı hayatlar tek bir olaydan ibaret değildir. Birbirine karışmış anılardan, yarım kalmış cümlelerden, geceleri ansızın hatırlanan insanlardan, söylenememiş sözlerden ve kimsenin görmediği küçük mücadelelerden oluşur.
Benim hikâyem de biraz böyle.
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, kimsenin fark etmediği kadar çok şey yaşanabilir. İnsan gülebilir, insanlarla konuşabilir, ders çalışabilir, bir şarkı dinleyebilir, bir çiçeğin fotoğrafını çekebilir ve yine de içinde kimsenin bilmediği kocaman bir dünya taşıyabilir.
Belki de insanı en çok yoran şey yaşadıkları değil, yaşadıklarını anlatacak doğru kelimeleri bulamamaktır.
Bazı geceler geçmiş, kapıyı çalmadan insanın odasına girer. Bir yüz belirir zihninde. Yıllar önce kaybettiğin biri, hiç beklemediğin bir anda rüyanda karşına çıkar. Uyandığında onun artık burada olmadığını bilirsin ama kalbin bunu her zaman aklın kadar kolay kabul etmez.
İnsanların “yıllar geçti” dediği yerde, kalbin bazen hâlâ aynı günün içinde kalabilir.
Belki de özlemek böyle bir şeydir.
Bir insanın yokluğuna alışmak, onu unutmak anlamına gelmez. Bazı insanlar hayatımızdan gider ama içimizden tamamen çıkmaz. Sesleri, bakışları, birlikte geçirilen günler, hastane koridorlarında beklenen saatler, söylenemeyen son cümleler… Hepsi zihnin bir köşesinde yaşamaya devam eder.
Ve bazen bir rüya, yıllardır kapalı duran bir kapıyı yeniden açar.
İnsan büyüdükçe yalnızca yaşını değil, taşıdığı şeyleri de büyütür.
Çocukken bazı acıların adını koyamazsın. Sadece üzülürsün. Nedenini tam olarak bilmeden korkarsın, özlersin, susarsın. Sonra yıllar geçer ve bir gün dönüp geçmişine baktığında anlarsın ki bazı duyguların aslında o zamandan beri seninle yürüyormuş.
Belki bu yüzden bazen insan kendi içindeki çocuğa rastlar.
Küçük, sessiz, biraz kırgın ama hâlâ meraklı…
Hâlâ gökyüzüne bakıyor.
Hâlâ çiçekleri fark ediyor.
Hâlâ bir şarkının içinde kendine ait bir cümle arıyor.
Hâlâ bir gün her şeyin daha güzel olacağına inanmak istiyor.
Hayat bana şunu öğretiyor: İnsan her zaman güçlü olduğu için ayakta kalmaz. Bazen sadece başka bir seçeneği olmadığı için devam eder. Bazen sabah olur ve insan bütün gece taşıdığı ağırlıkla yeniden kalkar. Bir şey olmamış gibi günlük hayatına devam eder.
Kimse onun dün gece ne kadar yorulduğunu bilmez.
Kimse zihninde kaç kez aynı düşünceyi döndürdüğünü bilmez.
Kimse bazen bir insanın sadece “Nasılsın?” sorusuna gerçekten ihtiyaç duyduğunu fark etmez.
Çünkü insanların çoğu, cevabı duymaya değil, soruyu sormuş olmak için sorar.
Oysa bazen insanın ihtiyacı çözüm değildir.
Sadece anlaşılmaktır.
Birinin karşısına oturup bütün cümlelerini tamamlamadan dinlemesi…
“Abartıyorsun.” dememesi…
“Geçer.” diyerek acısını küçültmemesi…
Sadece orada olması…
Belki de gerçek yakınlık budur.
Bir insanın suskunluğunu bile duyabilmek.
Hayatımın bazı dönemlerinde kendimi geleceğe bakarken buluyorum. Bir zamanlar düşündüğüm şeyler değişiyor, istediğim yollar değişiyor, hayallerimin şekli değişiyor. İnsan bazen yıllarca kendisi sandığı bir hedefin aslında kendisine ait olmadığını fark edebiliyor.
Ve bu da bir kayıp gibi hissettirebiliyor.
Ama belki değildir.
Belki büyümek, her zaman yeni bir şey kazanmak değil; artık sana ait olmayan şeyleri bırakabilmektir.
Bir zamanlar başka bir meslek hayal etmiş olabilirsin. Sonra başka bir alana ilgi duyarsın. Bir zamanlar kesin sandığın şeylerden vazgeçersin. Önünde uzun yıllar olduğunu düşünürken bir gün, “Ben gerçekten ne istiyorum?” diye sorarsın.
Bu soru kolay değildir.
Çünkü insanın en zor tanıdığı kişi bazen kendisidir.
Başkalarının ne istediğini anlamak kolaydır.
Toplumun senden ne beklediğini anlamak kolaydır.
Ama kendi kalbinin gerçekten ne istediğini anlamak için insanın sessiz kalması gerekir.
Ben de bazen o sessizliğin içinde kendimi arıyorum.
Bir dil öğrenmeye çalışırken, yeni kelimeleri defalarca tekrar ederken, yanlış yaptığım cümleleri yeniden kurarken aslında yalnızca bir dil öğrenmediğimi düşünüyorum.
Kendime yeni bir hayatın dilini de öğretiyorum.
Çünkü yeni bir ülkede, yeni bir okulda, yeni bir çevrede insan yalnızca kelimeleri öğrenmez.
Kendini yeniden anlatmayı öğrenir.
“Ben kimim?” sorusuna yeni cevaplar vermeyi öğrenir.
Geçmişini yanında taşıyıp geleceğe doğru yürümeyi öğrenir.
Ve bazen bir insanın en büyük başarısı, başkalarının gözünde büyük görünmeyen bir şeydir.
Örneğin dört saat boyunca oturup çalışabilmek!
Bir kelimeyi anlamadığında yeniden öğrenmek!
Bir sınava hazırlanmak!
Bir gün önce yapamadığın şeyi bugün yapabilmek!
Bunlar küçük görünebilir.
Ama hayat zaten çoğu zaman büyük zaferlerden değil, küçük devam edişlerden oluşur.
Bir gün geriye baktığında belki fark edeceksin:
Seni değiştiren şey tek bir büyük olay değildi.
Her gün yeniden denemen oldu.
Her düştüğünde biraz daha farklı kalkman oldu.
Her kaybettiğinde, kendinden de bir parça kaybetmemeye çalışman oldu.
Ve belki de yazmak bu yüzden önemli.
Çünkü bazı duygular konuşulduğunda küçülmez; aksine anlam kazanır.
Bir cümleye dönüştüğünde, içinde dolaşan karmaşa biraz şekil alır.
Bir şiir yazarsın.
Bir fotoğrafa bakarsın.
Bir çiçeği kadrajın içine alırsın.
Bir şarkının başka bir dildeki anlamını merak edersin.
Ve bir anda fark edersin ki insan bazen yaşadığı hayatı doğrudan anlatamaz.
Onu sembollerle anlatır.
Çöl dersin, çünkü bazen içindeki susuzluğu anlatacak başka kelime bulamazsın.
Karanlık gökyüzü dersin, çünkü bazı geceler zihnin de hava kadar ağırdır.
Kırmızı çiçek dersin, çünkü hayatın bütün acısına rağmen hâlâ güzelliği görmek istediğini anlatmak istersin.
Uzak bir deniz dersin, çünkü ulaşmak istediğin ama henüz kıyısında durduğun bir şey vardır.
Belki de şiir, insanın söyleyemediği şeylerin başka bir dilidir.
Ve benim için hayat biraz böyle bir şiire benziyor.
Bazı dizeleri güzel, Bazıları ağır, Bazıları yarım, Bazıları ise henüz yazılmadı.
Ama en önemli şey şu: Şiir henüz bitmedi. Çünkü ben de bitmedim.
Geçmişte yaşananlar benim bir parçam olabilir ama tamamım değil.
Kaybettiklerim benim hikâyemin bir parçası olabilir ama sonum değil.
Korkularım olabilir. Yalnızlıklarım olabilir. Gece düşündüğüm şeyler olabilir.
Bazen kendime sorduğum zor sorular olabilir.
Ama bütün bunların yanında hâlâ öğrenmek isteyen bir tarafım var.
Hâlâ sevmek isteyen.
Hâlâ anlaşılmak isteyen.
Hâlâ bir gün huzurlu bir sabaha uyanmayı isteyen.
Hâlâ geleceğe dair bir şeyler hayal eden.
İnsanın içindeki umut bazen büyük ve parlak değildir.
Bazen sadece küçücük bir kıvılcımdır.
Ama karanlığın içinde küçücük bir ışığın bile anlamı vardır.
Belki hayatın amacı hiç kırılmamak değildir.
Belki amaç, kırıldığında kendini yeniden tanımaktır.
Belki güçlü olmak hiç ağlamamak değildir.
Belki güçlü olmak, ağladıktan sonra kendine karşı biraz daha merhametli olabilmektir.
Belki büyümek, bütün soruların cevaplarını bulmak değildir.
Bazı sorularla yaşamayı öğrenmektir.
Çünkü hayat bize her zaman cevap vermez.
Bazen yalnızca yeni bir soru bırakır.
“Ne istiyorsun?” “Kim olmak istiyorsun?” “Neyi geride bırakmalısın?”
“Neyi korumalısın?” “Gerçekten mutlu olduğun yer neresi?”
Ve belki en zor soru: “Bütün bunlardan sonra kendine nasıl davranacaksın?”
Ben artık bu soruların hepsinin cevabını bildiğimi söyleyemem.
Belki bilmek de gerekmiyor.
Çünkü insan kendini bir günde keşfetmez.
Kendini yıllar boyunca, küçük küçük tanır.
Bir kayıpta başka bir yanını görür. Bir dostlukta başka bir yanını; Bir ayrılıkta başka bir yanını; Bir başarıda başka bir yanını; Bir gecenin sessizliğinde ise belki en gerçek hâlini görür.
Bu yüzden artık geçmişime yalnızca üzülerek bakmak istemiyorum.
Çünkü geçmişimde acılar olduğu kadar, beni bugünkü ben yapan şeyler de var.
Ben hâlâ öğreniyorum. Hâlâ değişiyorum. Hâlâ bazı şeyleri anlamaya çalışıyorum.
Hâlâ kendime ait bir yer arıyorum.
Belki de insanın gerçek yolculuğu bir yere gitmek değil, sonunda kendi içinde yaşayabileceği bir yer bulmaktır.
Ve ben o yeri henüz tamamen bulmuş değilim. Ama arıyorum. Bazen bir kitabın sayfalarında; Bazen bir şiirin içinde; Bazen bir çiçeğin sessizliğinde; Bazen gecenin karanlığında; Bazen öğrendiğim yeni bir kelimede; Bazen geçmişten gelen bir rüyada, arıyorum.
Ve bazen de aynaya bakıp kendime sorduğum o basit soruda: “Bunca şeyden sonra, hâlâ burada mısın?”
Cevap ise sessiz ama gerçek: Evet… Buradayım.
Ve belki şimdilik bu bile yeterlidir.
Çünkü bazı hikâyeler mutlu bir sonla değil, devam eden bir cümleyle güzelleşir.
Benim cümlem de henüz bitmedi.
Nokta koymadım. Sadece virgül bıraktım.
Çünkü önümde hâlâ öğrenilecek kelimeler, okunacak kitaplar, yazılacak şiirler, görülecek şehirler, çekilecek çiçek fotoğrafları, kurulacak hayaller ve tanınacak yeni bir “ben” var.
Belki bir gün geçmişime dönüp baktığımda, bugün bana ağır gelen her şeyin içinden başka bir anlam çıktığını göreceğim.
Ve o gün kendime şunu söyleyeceğim:
“Meğer bütün bu yollar boyunca aradığın kişi, en başından beri sendin.”
O zamana kadar ise yürümeye devam edeceğim. Yavaş olsa da; Bazen yorulsam da; Bazen yolumu kaybetsem de, yürüyeceğim.
Çünkü insanın hayatındaki en güzel şeylerden biri, her şeyi çözmüş olması değil; henüz her şeyin mümkün olduğunu bilmesidir.
Arzu KUREYŞİ 05.09.2026
“Olurmu sizce” için dikkat çeken nokta şu:...
“Güncel Sİgara fiyatları” için dikkat çeke...
“30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun.....