Türk devletleri arasında güvenlik ve savunma işbirliği
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır. BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor. Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevaplar...
Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır. BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor. Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevaplar... Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır. BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor. Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz: 1 Ağustos - 31 Ekim tarihleri arasında gerçelşetirilen ve devam etmekte olan proje kapsamında, Türk dünyasının bütünleşmesi, ortak değerler ve gelecekteki gelişim перспектиfleri konularına adanmış on başlıkta bir dizi röportaj hazırlanacak. Proje kapsamında sunacağımız 10 röportajlık serinin altıncı başlığı “Türk Devletleri Arasında Güvenlik ve Savunma İşbirliği”dir. Bu başlık çerçevesinde, Türk dünyasında askeri işbirliği, ortak güvenlik tehditleri, savunma sanayii ve bölgesel istikrara yönelik olası adımlar da ele alınmıştır. Görüşme yaptığımız kişilerin konuyla ilgili olarak aşağıdaki soruları yanıtladığını belirtmek gerekir: 1. Şuşa Deklarasyonu, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde güvenlik ve savunma işbirliğinde yeni bir aşama oluşturmuştur. Sizce bu belge, Türk devletleri arasında daha geniş kapsamlı güvenlik işbirliği için ne gibi fırsatlar yaratmaktadır? 2. Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı terörizm, uluslararası suçlar, yasadışı göç, siber saldırılar ve diğer ortak güvenlik tehditlerine karşı ortak eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi ne kadar önemlidir? Bu alanda hangi adımlar öncelikli olarak ele alınmalıdır? Türk devletleri arasında askeri tatbikatların, savunma koordinasyonunun ve güvenlik diyaloğunun derinleştirilmesi bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ne gibi katkılar sağlayabilir? 3. Türk devletleri arasında savunma sanayi alanındaki iş birliği son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Ortak üretim, teknoloji transferi ve askeri-sanayi iş birliğinin gelecekteki перспектиfleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler arasında Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz: Naci Yengin: Bu, yalnızca Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek ittifakların da habercisidir. 1. Şuşa Deklarasyonu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ittifak düzeyine yükseltmekle kalmamıştır. Şuşa Deklarasyonu aynı zamanda Türk dünyası için örnek teşkil eden, bağlayıcı bir güvenlik anlayışı ve stratejik model sunmaktadır. Şuşa Deklarasyonu'nda taraflar birbirlerinin garantörü ve tamamlayıcısıdır. Deklarasyonun en önemli unsurlarından biri, "taraflardan birinin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit durumunda ortak hareket"i öngören maddedir. Bu, sadece Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek olası ittifakların da habercisidir. Naci Yengin Aslında, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Anlaşması, Şuşa Deklarasyonu'ndan sonra ortaya çıkan olumlu atmosferi yansıtmaktadır. Şuşa Deklarasyonu ve Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan ittifak, diğer Türk devletleri için de bir başlangıç noktası ve ölçüt olmuştur. Türk Devletleri Örgütü üyesi ve gözlemci ülkeleri, savunma işbirliğini tek taraflı bağımlılıklardan kurtarmanın ve karşılıklılık ilkesine dayalı Kolektif Güvenlik Kavramı temelinde yeniden tanımlamanın zamanının geldiğini anlamaktadır. Ortak askeri tatbikatların artması, personel eğitiminde standardizasyon ve komuta-kontrol mekanizmalarında uyum sağlanması, Şuşa Deklarasyonu ruhunun coğrafi olarak genişleyerek Pakistan ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere tüm Türk devletlerini kapsadığını göstermektedir. Yakın gelecekte, bu ruh ve aynı hedefler doğrultusunda yeni ittifaklar kurulması mümkün görünmektedir. 2. Türk dünyasının bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar, geçmişten miras kalan ve çözülmesi gereken sorunların çözümü sırasında ortaya çıkan sorunlardır. Ancak Türk dünyasının coğrafyasında yaşanan sorunlar ve tehditler yalnızca Türk dünyasıyla sınırlı kalmayıp, bölgede ve dünyada meydana gelen sorunların bir parçasını da oluşturmaktadır. Bugün, dünyanın ve Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı tehditler artık sadece geleneksel askeri sınırlar çerçevesinde şekillenmemektedir. Hibrit savaş unsurları, siber tehditler, vekalet savaşları, düzensiz göç, sınır ötesi terörizm ve radikalleşme, bölgedeki tüm ülkeler için ortak sorunlar haline gelmiştir. Türk coğrafyalarında var olan ve önceki döneme kıyasla en aza indirgenmiş olan sorunlar, Türk dünyasının çevresinde yaratılan sorunların bir devamı gibi görünmektedir. Özellikle, Rusya ve ABD'nin Afganistan merkezli girişimleri sonucunda ortaya çıkan ve bugün de devam eden istikrarsızlık riskleri, Türkistan (Orta Asya) cumhuriyetlerinin yakın sınırlarında tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Aynı zamanda, ABD, Çin, Rusya ve diğer küresel aktörlerin bölge üzerinde yürüttüğü ekonomik nüfuz mücadelesi, Türk devletlerinin egemenlik hakları üzerinde baskı oluşturmaktadır. İşte bu bağlamda, Çin ve ABD'nin Türkistan'daki Türk devletlerine yönelik tutumu değerlendirilmelidir. Bölgede küresel aktörler tarafından başlatılan ve süreç içinde daha da artacağı öngörülen nüfuz mücadeleleri, Türk devletlerinin Türkistan coğrafyasında kendi imkanlarıyla aldığı önlemlerin yeterli olmayacağını göstermektedir. Bu bağlamda, Şuşa Deklarasyonu örneğini izleyerek, Türk devletlerinin ikili veya çok taraflı savunma ve ittifak anlaşmaları imzalaması kaçınılmaz bir varoluş meselesi olacaktır. Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından, bu girişime katılmak isteyen diğer devletlerin de dahil edilmesiyle imzalanacak ortak savunma ve işbirliği anlaşmaları, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır. 3. Türk devletlerinin ortak bilgi ve teknoloji yatırımlarına önem vermeleri, ortak savunma sanayi ve askeri projeleri en kısa sürede önceliklendirmeleri, bilgi alışverişi, kültürel entegrasyon, istihbarat ve erken uyarı sistemlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda, Türkiye tarafından geliştirilen "Çelik Kubbe" gibi savunma sistemlerinin Türk devletlerine ve dost müttefik ülkelere yaygınlaştırılması gerekmektedir. Tehdit Türk devletlerine ve Türk coğrafyalarına yönelikse, savunma mimarisi, teknolojik yatırımlar ve silahlanma alanlarında ortak hareket edilmelidir. Türk Devletleri Örgütü'nün benimsediği güvenlik anlayışı yayılmacı nitelikte değildir. Aksine, Türk dünyasında bölgesel istikrarın, egemen hakların ve uluslararası hukukun korunmasının garantörü olmayı amaçlamaktadır. Güçlü bir Türk dünyası güvenlik mimarisi, Kafkasya, Avrasya ve tüm dünyada ortaya çıkan güç boşluklarını dolduracak yerel ve ulusal bir faktördür. Türk devletlerinin barış kavramına bağlı kalmaları koşuluyla, devletler arası ikili ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi, toplumun her düzeyinde ekonomik refahın yansıtılması, Türk devletlerinin milli gelirlerinin artırılması, ulusal demokrasi ve tam bağımsızlık en çok arzu edilen ortak beklentiler arasındadır. Güvenli bir Avrasya, Kafkasya ve Türkistan (Orta Asya), ticaret yollarının güvenli olduğu, enerji koridorlarının kesintisiz çalıştığı ve yabancı müdahaleye karşı dirençli olduğu bir coğrafya anlamına gelir. Sonuç olarak, Şuşa Deklarasyonu ile güçlendirilmiş, savunma sanayi entegrasyonu ile desteklenmiş ve ortak tehdit bilinciyle olgunlaştırılmış Türk askeri işbirliği, Orta Avrupa'dan Balkanlar'a, Avrasya'ya, Kafkasya'ya, Türkistan coğrafyasına, Orta Doğu'ya ve hatta Afrika'ya kadar genişleme ve güçlenme potansiyeline sahip kalıcı barış ve dengenin anahtarıdır. Türk Devletleri Örgütü, bu deneyimden yararlanarak üye devletlerin askeri sanayi ürünlerine erişimini sağlayabilir ve savunma sanayi alanındaki iş birliğini daha da geliştirebilir. Fuad Hüseyinzadeh Bu röportaj, Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın mali desteğiyle hayata geçirilen “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesi kapsamında hazırlanmıştır. Makalede ifade edilen görüş ve düşünceler yazara aittir ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın resmi görüşünü yansıtmayabilir. Kaynak: 4 Eylül 2026,Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından imzalanacak ortak savunma ve iş birliği anlaşmaları, bu girişime katılmak isteyen diğer ülkeleri de dahil ederek, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
BAYRAGDAR MEDYA – Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Destek Ajansı'nın 2026 hibe yarışmasının kazananlarından biri olan “Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı” Kamu Birliği (CASCFEN), “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesinin uygulanmasına devam ediyor.
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler - Azerbaycan'dan "Kardeşliğimiz Ebedidir" STK koalisyonu başkanı, askeri uzman Emin Hasanlı ve Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler. Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
1 Ağustos - 31 Ekim tarihleri arasında gerçelşetirilen ve devam etmekte olan proje kapsamında, Türk dünyasının bütünleşmesi, ortak değerler ve gelecekteki gelişim перспектиfleri konularına adanmış on başlıkta bir dizi röportaj hazırlanacak. Proje kapsamında sunacağımız 10 röportajlık serinin altıncı başlığı “Türk Devletleri Arasında Güvenlik ve Savunma İşbirliği”dir. Bu başlık çerçevesinde, Türk dünyasında askeri işbirliği, ortak güvenlik tehditleri, savunma sanayii ve bölgesel istikrara yönelik olası adımlar da ele alınmıştır.
Görüşme yaptığımız kişilerin konuyla ilgili olarak aşağıdaki soruları yanıtladığını belirtmek gerekir:
1. Şuşa Deklarasyonu, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde güvenlik ve savunma işbirliğinde yeni bir aşama oluşturmuştur. Sizce bu belge, Türk devletleri arasında daha geniş kapsamlı güvenlik işbirliği için ne gibi fırsatlar yaratmaktadır?
2. Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı terörizm, uluslararası suçlar, yasadışı göç, siber saldırılar ve diğer ortak güvenlik tehditlerine karşı ortak eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi ne kadar önemlidir? Bu alanda hangi adımlar öncelikli olarak ele alınmalıdır? Türk devletleri arasında askeri tatbikatların, savunma koordinasyonunun ve güvenlik diyaloğunun derinleştirilmesi bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ne gibi katkılar sağlayabilir?
3. Türk devletleri arasında savunma sanayi alanındaki iş birliği son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Ortak üretim, teknoloji transferi ve askeri-sanayi iş birliğinin gelecekteki перспектиfleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Konuyla ilgili düşüncelerini paylaşan röportaj yaptığımız kişiler arasında Türkiye'den TARSAM - Türk Dünyası Stratejik Araştırma Merkezi başkanı Naci Yengin - her soruya ilişkin görüşlerini dile getirdiler.
Şimdi, bu sorulara verdikleri cevapları sunuyoruz:
Naci Yengin: Bu, yalnızca Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek ittifakların da habercisidir.
1. Şuşa Deklarasyonu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü dostluk ve kardeşlik ilişkilerini ittifak düzeyine yükseltmekle kalmamıştır. Şuşa Deklarasyonu aynı zamanda Türk dünyası için örnek teşkil eden, bağlayıcı bir güvenlik anlayışı ve stratejik model sunmaktadır. Şuşa Deklarasyonu'nda taraflar birbirlerinin garantörü ve tamamlayıcısıdır. Deklarasyonun en önemli unsurlarından biri, "taraflardan birinin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit durumunda ortak hareket"i öngören maddedir. Bu, sadece Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri için önemli bir örnek olmakla kalmayıp, gelecekte kurulabilecek olası ittifakların da habercisidir.
Naci Yengin
Aslında, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Anlaşması, Şuşa Deklarasyonu'ndan sonra ortaya çıkan olumlu atmosferi yansıtmaktadır.
Şuşa Deklarasyonu ve Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan ittifak, diğer Türk devletleri için de bir başlangıç noktası ve ölçüt olmuştur. Türk Devletleri Örgütü üyesi ve gözlemci ülkeleri, savunma işbirliğini tek taraflı bağımlılıklardan kurtarmanın ve karşılıklılık ilkesine dayalı Kolektif Güvenlik Kavramı temelinde yeniden tanımlamanın zamanının geldiğini anlamaktadır. Ortak askeri tatbikatların artması, personel eğitiminde standardizasyon ve komuta-kontrol mekanizmalarında uyum sağlanması, Şuşa Deklarasyonu ruhunun coğrafi olarak genişleyerek Pakistan ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere tüm Türk devletlerini kapsadığını göstermektedir. Yakın gelecekte, bu ruh ve aynı hedefler doğrultusunda yeni ittifaklar kurulması mümkün görünmektedir.
2. Türk dünyasının bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar, geçmişten miras kalan ve çözülmesi gereken sorunların çözümü sırasında ortaya çıkan sorunlardır. Ancak Türk dünyasının coğrafyasında yaşanan sorunlar ve tehditler yalnızca Türk dünyasıyla sınırlı kalmayıp, bölgede ve dünyada meydana gelen sorunların bir parçasını da oluşturmaktadır. Bugün, dünyanın ve Türk dünyasının karşı karşıya kaldığı tehditler artık sadece geleneksel askeri sınırlar çerçevesinde şekillenmemektedir. Hibrit savaş unsurları, siber tehditler, vekalet savaşları, düzensiz göç, sınır ötesi terörizm ve radikalleşme, bölgedeki tüm ülkeler için ortak sorunlar haline gelmiştir.
Türk coğrafyalarında var olan ve önceki döneme kıyasla en aza indirgenmiş olan sorunlar, Türk dünyasının çevresinde yaratılan sorunların bir devamı gibi görünmektedir. Özellikle, Rusya ve ABD'nin Afganistan merkezli girişimleri sonucunda ortaya çıkan ve bugün de devam eden istikrarsızlık riskleri, Türkistan (Orta Asya) cumhuriyetlerinin yakın sınırlarında tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Aynı zamanda, ABD, Çin, Rusya ve diğer küresel aktörlerin bölge üzerinde yürüttüğü ekonomik nüfuz mücadelesi, Türk devletlerinin egemenlik hakları üzerinde baskı oluşturmaktadır. İşte bu bağlamda, Çin ve ABD'nin Türkistan'daki Türk devletlerine yönelik tutumu değerlendirilmelidir.
Bölgede küresel aktörler tarafından başlatılan ve süreç içinde daha da artacağı öngörülen nüfuz mücadeleleri, Türk devletlerinin Türkistan coğrafyasında kendi imkanlarıyla aldığı önlemlerin yeterli olmayacağını göstermektedir. Bu bağlamda, Şuşa Deklarasyonu örneğini izleyerek, Türk devletlerinin ikili veya çok taraflı savunma ve ittifak anlaşmaları imzalaması kaçınılmaz bir varoluş meselesi olacaktır. Türk Devletleri Örgütü üye ve gözlemci ülkeleri tarafından, bu girişime katılmak isteyen diğer devletlerin de dahil edilmesiyle imzalanacak ortak savunma ve işbirliği anlaşmaları, 21. yüzyılda bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğine büyük katkı sağlayacaktır.
3. Türk devletlerinin ortak bilgi ve teknoloji yatırımlarına önem vermeleri, ortak savunma sanayi ve askeri projeleri en kısa sürede önceliklendirmeleri, bilgi alışverişi, kültürel entegrasyon, istihbarat ve erken uyarı sistemlerini geliştirmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda, Türkiye tarafından geliştirilen "Çelik Kubbe" gibi savunma sistemlerinin Türk devletlerine ve dost müttefik ülkelere yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Tehdit Türk devletlerine ve Türk coğrafyalarına yönelikse, savunma mimarisi, teknolojik yatırımlar ve silahlanma alanlarında ortak hareket edilmelidir. Türk Devletleri Örgütü'nün benimsediği güvenlik anlayışı yayılmacı nitelikte değildir. Aksine, Türk dünyasında bölgesel istikrarın, egemen hakların ve uluslararası hukukun korunmasının garantörü olmayı amaçlamaktadır. Güçlü bir Türk dünyası güvenlik mimarisi, Kafkasya, Avrasya ve tüm dünyada ortaya çıkan güç boşluklarını dolduracak yerel ve ulusal bir faktördür.
Türk devletlerinin barış kavramına bağlı kalmaları koşuluyla, devletler arası ikili ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi, toplumun her düzeyinde ekonomik refahın yansıtılması, Türk devletlerinin milli gelirlerinin artırılması, ulusal demokrasi ve tam bağımsızlık en çok arzu edilen ortak beklentiler arasındadır.
Güvenli bir Avrasya, Kafkasya ve Türkistan (Orta Asya), ticaret yollarının güvenli olduğu, enerji koridorlarının kesintisiz çalıştığı ve yabancı müdahaleye karşı dirençli olduğu bir coğrafya anlamına gelir. Sonuç olarak, Şuşa Deklarasyonu ile güçlendirilmiş, savunma sanayi entegrasyonu ile desteklenmiş ve ortak tehdit bilinciyle olgunlaştırılmış Türk askeri işbirliği, Orta Avrupa'dan Balkanlar'a, Avrasya'ya, Kafkasya'ya, Türkistan coğrafyasına, Orta Doğu'ya ve hatta Afrika'ya kadar genişleme ve güçlenme potansiyeline sahip kalıcı barış ve dengenin anahtarıdır.
Türk Devletleri Örgütü, bu deneyimden yararlanarak üye devletlerin askeri sanayi ürünlerine erişimini sağlayabilir ve savunma sanayi alanındaki iş birliğini daha da geliştirebilir.
Fuad Hüseyinzadeh
Bu röportaj, Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın mali desteğiyle hayata geçirilen “Şuşa Deklarasyonu'ndan Türk Devletleri Örgütü'ne” projesi kapsamında hazırlanmıştır. Makalede ifade edilen görüş ve düşünceler yazara aittir ve Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı'nın resmi görüşünü yansıtmayabilir.
Kaynak: 4 Eylül 2026,





.webp)

.gif)

.gif)
.gif)
.gif)
“Olurmu sizce” için dikkat çeken nokta şu:...
“Güncel Sİgara fiyatları” için dikkat çeke...
“30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun.....