Elçin XALIDBEYLİ*
Suriye'nin gelecekteki dış politikasının temel özelliklerinden biri "taraf seçmek" değil, farklı güç merkezleri arasında manevra yapabilme yeteneğini korumaktır... Bu nedenle, şu anda bu durum Türkiye'nin ekonomik alanda mevcut konumunu korumasına, Rusya'nın ise askeri-stratejik alanda fırsat yaratmasına olanak sağlamaktadır...
Suriye çevresindeki siyasi ve güvenlik mimarisi yeniden şekillenmeye başladı. Aynı zamanda, bu ülkenin gelecekteki jeoekonomik ve jeopolitik yönelimleriyle ilgili önemli süreçler paralel olarak gelişiyor. Dolayısıyla, bir yandan Türkiye, resmi Şam ile ekonomik ilişkilerini genişleterek Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde özel sektörünün rolünü artırmaya çalışıyor. Öte yandan Rusya, bu ülkedeki askeri varlığını sürdürerek Ortadoğu'daki jeostratejik dayanaklarından birini kaybetmemeye çalışıyor.
Ayrıca, bu iki çelişkili yönün paralel gelişmesinin, Suriye'nin Türkiye ve Rusya ile ilişkilerinde yeni bir jeopolitik dengenin oluştuğunu gösterdiğini de belirtmek gerekir. Türkiye, Suriye ekonomik alanında yaklaşık 40 şirketle ve toplamda yaklaşık 200 katılımcıyla temsil edilmek istiyor. Bu, resmi Ankara'nın Suriye ile işbirliğine sadece siyasi-diplomatik düzeyde değil, aynı zamanda belirli jeoekonomik projeler prizmasından da yaklaştığını göstermektedir.
Türkiye'nin Suriye politikasında ekonomik araçların giderek daha önemli bir rol oynamaya başladığı anlaşılmaktadır. Resmi Ankara'nın temel amacı sadece Türk ürünlerinin Suriye pazarına girişi değil. Türk şirketlerinin Suriye'deki üretim süreçlerine katılımı, karşılıklı yatırımların artırılması ve teknoloji alışverişinin gerçekleştirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu da iki devletin iş yapılarının üçüncü ülkelerin pazarlarına ortak girişine yönelik uzun vadeli bir stratejinin zaten oluşturulmakta olduğunu göstermektedir.
Aslında bu yaklaşım, Suriye'nin yeniden inşası sürecinde Türkiye'ye çok ciddi bir jeo-ekonomik avantaj sağlayabilir. Uzun süreli bir savaştan çıkan ve büyük altyapı, sanayi ve sosyal projelere ihtiyaç duyan Suriye, Türk şirketleri için geniş pazar fırsatları yaratmaktadır. Dahası, coğrafi yakınlık, lojistik kapasite ve Türkiye'nin bölgesel ticaret ağları, bu süreçte resmi Ankara'nın rekabet avantajını daha da artırmaktadır.
Ancak Suriye çevresinde yaşanan süreç jeo-ekonomik rekabetle sınırlı değil. Rusya'nın bu ülkede hâlâ askeri varlığını sürdürmesi, Kremlin'in Suriye'yi Ortadoğu'daki jeostratejik sisteminden tamamen çıkarmayı amaçlamadığını gösteriyor. Çünkü resmi Şam ile Kremlin arasında varılan anlaşmaya göre, Rusya'nın bu ülkedeki askeri üsleri belirli statü değişiklikleriyle faaliyetlerine devam edecek.
Ancak bu konu, son birkaç yıldır Rus-Suriye ilişkilerindeki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Çünkü Rusya'nın bu üsleri kaybetmesi, Kremlin'in Akdeniz ve genel olarak Orta Doğu'daki askeri yeteneklerini ciddi şekilde zayıflatabilir. Dolayısıyla, eski SSCB döneminde Tartus'ta kurulan deniz üssü, Rusya'nın Akdeniz'e erişiminin ana dayanaklarından biridir. Rusya'nın 2015 yılında Suriye'deki askeri operasyonlara katılmasıyla birlikte, Khmeimim hava üssünün de bu sisteme dahil edilmesi, Kremlin'in bölgedeki askeri yeteneklerini daha da genişletti.
Elbette, bu askeri üslerin Rusya için önemi Suriye topraklarıyla sınırlı değil. Bu üsler, Rusya'nın Orta Doğu'daki askeri-lojistik kapasitesinin korunması ve Afrika'daki Rus operasyonlarının ikmal edilmesi için önemli bir alan sağlıyor. Bu nedenle, Rusya'nın Suriye'deki askeri altyapısı Kremlin için hem pratik hem de jeopolitik öneme sahip.
Buradaki en ilginç noktalardan biri, yeni Suriye hükümetinin Rusya'nın ülkedeki askeri varlığını tamamen ortadan kaldırma seçeneğini tercih etmemiş olmasıdır. Eğer resmi Şam, Kremlin'in bölgedeki rolünü tamamen istenmeyen bir durum olarak görseydi, Rus askeri üslerinin kapatılması konusunda daha sert bir tutum sergileyebilirdi. Ancak resmi Şam bunun yerine Kremlin ile diyaloğu sürdürmeyi tercih etti.
Burada vurgulanması gereken nokta, yeni Suriye lideri Ahmed el-Şara'nın Ekim 2025 ve Ocak 2026'da Moskova'ya yapacağı ziyaretlerin de bu bağlamda büyük önem taşımasıdır. Çünkü kendisinin Rusya'nın Suriye ve bölgede istikrarın sağlanmasında "tarihi bir rol" oynadığı yönündeki açıklaması, resmi Şam'ın Kremlin ile ilişkilerinde tüm köprüleri yakmayı amaçlamadığını göstermektedir. Başka bir deyişle, resmi Şam, Türkiye ile ekonomik işbirliğini derinleştirirken Rusya'yı oyundan tamamen dışlamamaya çalışmaktadır.
Başka bir deyişle, resmi Şam bir yandan Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve yeniden yapılanma için sunduğu muazzam fırsatlardan yararlanırken, diğer yandan da bir anlamda dengeleyici bir unsur olarak Rusya'nın askeri-siyasi kaynaklarını elinde tutmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, Suriye'nin dış politikasında çok yönlü bir ilişki modelinin şekillendiğini gösteriyor. Sonuç olarak, Türkiye Suriye'nin ekonomik ve ticari geleceğinde daha büyük bir rol kazanmaya çalışırken, Rusya da bu ülkede askeri-stratejik varlığını sürdürmeye çalışıyor.
Bu bağlamda, Türkiye ve Rusya'nın Suriye'deki etkisi aynı yönde değil, tamamen farklı alanlarda güçlenmektedir. Aynı zamanda, Rus askeri üslerinin Suriye'deki varlığı, Kremlin için ABD ve İsrail ile bölgesel rekabeti açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü Rus askeri güçlerinin Orta Doğu'nun merkezinde yer alması, Kremlin'e bu bölgedeki süreçleri izleme ve siyasi ve diplomatik manevra kabiliyetini koruma fırsatı vermektedir.
Tüm bunlara paralel olarak, Türkiye, Suriye'nin yeniden inşası sürecinde şirketlerini, sermayesini, teknolojisini ve lojistik kapasitesini ön plana çıkarıyor. Bu süreç sürdürülebilir hale gelirse, Türkiye uzun vadeli ve geniş ölçekli bir şekilde Suriye'nin ekonomik yapısına entegre olabilir. Sonuç olarak, Türkiye ekonomik alanda, Rusya ise askeri-stratejik alanda konumunu koruma fırsatı elde edecektir. Ancak resmi Şam, şu anda bu iki güç merkezi arasında ilkeli bir seçim yapmak yerine, kapasitelerini paralel olarak kullanmayı tercih ediyor. Bu durum, Türk-Rus çatışmasını daha tehlikeli bir aşamaya da taşıyabilir.
Görünen o ki, Suriye'nin gelecekteki dış politikasının temel özelliklerinden biri "taraf seçmek" değil, farklı güç merkezleri arasında manevra yapabilme yeteneğini korumaktır. Bu bağlamda, Suriye, çeşitli güçlerin çıkarlarının keskin bir şekilde kesiştiği Ortadoğu'da önemli bir jeopolitik alan haline gelmek üzeredir. Bu nedenle, Suriye'nin gelecekteki jeopolitik kaderi büyük ölçüde bu karmaşık durumda dengeyi nasıl koruyabileceğine bağlı olacaktır.
*Siyaset uzmanı, "Yeni Musavat" Medya Grubu
Kaynak: Yazıda geçen ifadeler yazarınınkişisel görüşleridir. //musavat.com/
“Olurmu sizce” için dikkat çeken nokta şu:...
“Güncel Sİgara fiyatları” için dikkat çeke...
“30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun.....