Karabağ'ın tahrip edilmiş kültürel mirası

Karabağ'ın tahrip edilmiş kültürel mirası

 

 

Karabağ'ın tahrip edilmiş kültürel mirası

 

Savaşlar sadece insanların ve toprakların yıkımına, şehirlerin ve köylerin işgaline yol açmaz. Bazen işgal sırasında tarihi anıtlar, kültürel ve manevi miras da yok edilir. Bunun en açık örneği, işgal sırasında Karabağ ve çevresindeki bölgelerde yürütülen sistematik çalışmadır: camiler ve mezarlıklar, türbeler ve müzeler, tarihi binalar ve saraylar, kaleler de hedef alınarak yıkılmıştır. Bu, bir halkın hafızasını sistematik olarak silme ve kültürel izlerini yok etme politikasıydı.

2020'deki Şanlı Zaferle sona eren işgal döneminde, söz konusu topraklardaki yerleşim yerleri, evler ve altyapı Ermenistan tarafından kasıtlı olarak tahrip edilmekle kalmamış, aynı zamanda Azerbaycan halkının yüzyıllar boyunca oluşturduğu tarihi, kültürel ve dini miras da ciddi şekilde zarar görmüştür. Bu dönemde türbeler, müzeler, tarihi anıtlar ve mezarlıklar ya tamamen yıkılmış, kullanılamaz hale getirilmiş ya da çeşitli müdahalelerle orijinal görünümlerini kaybetmiştir. Azerbaycan'ın kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturan bu nesnelerin her biri, belirli bir yerleşimin tarihini, dini yaşamını, sosyal hafızasını ve nesiller arasındaki bağları korumuştur. Bu nedenle, bu nesnelerin yıkımı, tek tek binaların kaybından daha büyük bir anlam taşımıştır: bir caminin yıkılması bir ibadet yerinin kaybı, bir mezarlığın yıkılması nesillerin izlerinin kaybı ve bir müzenin yağmalanması, o bölgenin tarihini maddi kanıtlarla canlı tutan bir koleksiyonun kaybı anlamına gelmiştir. Bu nesnelerin sistematik olarak tahrip edilmesi ve yok edilmesi, bu toprakların eski sakinlerinin maddi izlerini zayıflatması ve tarihi hafızayı değiştirmesi açısından özel bir önem taşımaktadır. Bu nedenle kültürel mirasın yok edilmesi sadece işgal politikasının bir sonucu değil, aynı zamanda olası unsurlarından biridir: Azerbaycan'ın topraklardaki izlerini oluşturan fiziksel ve dini-kültürel semboller ne kadar azalırsa, o yerin önceki tarihi resmini gelecek nesillere ve uluslararası topluma göstermek o kadar zorlaşır.

Karabağ ve çevresindeki bölgelerde işgal sırasında tahrip edilen tarihi ve kültürel miras hakkında bol miktarda bilgi bulunmasına rağmen, 2020 zaferinden sonra ortaya çıkan tablo sorunun boyutunu daha net bir şekilde gösterdi: Şuşa, Ağdam, Fuzuli, Zengilan, Cebrayil, Gubadlı ve Laçin'de tarihi ve dini anıt olarak tanımlanan 67 camiden 65'i tamamen yıkılmış, 2'si ise kısmen tahrip edilmiştir.

Sanki bu yetmezmiş gibi, işgal sırasında, aralarında domuzların da bulunduğu hayvanlar birçok camide beslenmiştir. Örneğin, Ağdam Cuma Camii, Giyaslı Camii ve diğer dini yapılar, asıl amaçları dışında kullanılmış, bazıları ahıra dönüştürülmüş ve dini mekanlara hakaret edilmiştir. Bu durumu "anıtı tahrip etmek" olarak nitelendirmek yeterli değildir. Çünkü bu, bir taşın, duvarın veya mimari unsurun yıkılmasıyla ilgili değil, o mekanın toplum için taşıdığı anlamı hedef almakla ilgilidir. Bir cami, sadece tarihi bir yapı değil, aynı zamanda ibadetin, dini hafızanın ve toplumsal yaşamın şekillendiği bir yerdir. Bu nedenle, bir camiyi ahıra dönüştürmek, sadece fiziksel yapısına müdahale etmekten daha fazlasını ifade eder. Bu, binanın önceki işlevini, kutsallığını ve toplumsal hafızasını zedeleyen bir eylemdir. Özellikle domuz beslenmesiyle ilgili gerçekler bu bağlamda özellikle dikkat çekicidir: Bu tür bir kullanım, caminin dini özüne açıkça aykırıdır ve onu inşa eden ve o mekanda ibadet eden Müslüman topluluğunun ahlaki değerleriyle keskin bir tezat oluşturmaktadır.

 

Karabağ'ın tahrip edilmiş kültürel mirası   Ancak işgal sırasında bölgelere verilen manevi ve maddi zarar bununla sınırlı kalmadı. İşgal sırasında müzeler yağmalandı, değerli eserler tahrip edildi. Bu eserler ya yabancı koleksiyonculara satıldı ya da daha sonra Ermenileştirilerek Ermeni müzelerine yerleştirildi. Örneğin, Gubadlı Tarih ve Yerel Kültür Müzesi'nde bulunan 5 binden fazla eserin yağmalandığı bilgisi mevcuttur. Fuzuli'de camilerin, türbelerin, mezarlıkların, kervansarayların ve diğer tarihi yapıların tahrip edildiği belirtilmektedir. Bir diğer örnek ise Şuşa'dan alınan halıların Ermenistan'da eski Ermeni sanatının örnekleri olarak sergilenmesidir. Dolayısıyla, savaşın tek tek binalara verdiği zarardan daha geniş bir süreçten bahsediyoruz: yerleşim yeriyle birlikte, o bölgenin dini, sosyal ve tarihi hafızasını canlı tutan nesneler de yok edildi. Bu bağlamda, mezarlıkların tahribatı özellikle dikkat çekicidir. Çünkü bir mezarlık sadece bir defin yeri değil, aynı zamanda nesiller boyunca oluşmuş belirli bir yerleşimin tarihinin maddi izlerini koruyan yerlerden biridir.

Ermenilerin Azerbaycan halkının yüzyıllardır süregelen kültürel mirasına verdiği zararın bir diğer biçimi de anıtların tarihi kimliğine müdahale etme girişimleridir. Karabağ'daki bir dizi Arnavut-Hristiyan anıtının işgali sırasında mimari yapıların ve yazıtların tahrip edildiğine dair yeterli kanıt bulunmaktadır. Örneğin, 13. yüzyıldan kalma Ganjasar manastırında mimari ve iç unsurlar değiştirilmiş ve Arnavutça yazıtlar silinmiştir. Bu gerçekler, kültürel mirasın tahribatının bir başka biçimini ortaya koymaktadır: Tarihi bir nesnenin kökenini ve kimliğini değiştirmek ve böylece o mirasın hafızadaki yerini etkilemek.

Azerbaycan tarafı, Karabağ'ın Hristiyan mirası konusunda da bilimsel araştırmalar yürütmeye ve anıtların tarihi durumunu belgelerle karşılaştırmalı olarak incelemeye odaklanmaktadır. Devlet Kültürel Miras Koruma, Geliştirme ve Restorasyon Hizmetinin liderliğinin açıklamasına göre, Hudaveng ve Ganjasar gibi Arnavut-Hristiyan anıtları ile diğer Hristiyan miras örnekleri, Azerbaycan'ın mimari tarihinin önemli bir parçasını oluşturmakta olup, işgal öncesi ve sonrası durumlarının karşılaştırmalı bir incelemesi yapılmaktadır.

 SGzFCnfxOLDqnZADXCi5dN0ZXts7X2qdd624ou57_1200.jpg (218 KB) 

Bu yaklaşım, Azerbaycan'ın tarihi ve dini mirasa yönelik tutumunun temel ilkesini de ortaya koymaktadır. Bir anıtın korunması, hangi dine veya etnik geleneğe ait olduğuna bağlı değildir. Karabağ ve Doğu Zangezur'un kurtarılmış bölgelerinde yürütülen restorasyon ve araştırma çalışmaları, bu yaklaşımın pratik bir örneği olarak sunulmaktadır. Şu anda bölgede camiler, türbeler ve mezarlıkların yanı sıra Arnavut-Hristiyan tapınaklarının tarihi ve mimari özellikleri de incelenmektedir. Karabağ ve Doğu Zangezur'un dini ve kültürel mirasının incelenmesi çerçevesinde, camiler, türbeler, mezarlıklar ve kitabelerle birlikte bölgenin dini ve manevi mirası da sistematik olarak incelenmektedir. Fuzuli'nin Garghabazar köyündeki 17. yüzyıldan kalma bir cami ve tarihi kervansarayın restorasyonu için tasarım ve maliyet tahmin belgelerinin hazırlanmasına başlanması, bu politikanın somut örneklerinden biridir.

Başka bir deyişle, Karabağ'ın kültürel mirası yalnızca İslam dini tarafından şekillendirilmemiştir. İslam öncesi Hristiyan dönemine ait anıtlar, yazıt örnekleri, mezarlıklar ve diğer tarihi eserler aslında onun kadim ve çok katmanlı tarihini oluşturmaktadır. Azerbaycan tarafının görüşüne göre, bu mirasın korunmasındaki temel kriter dini bağlantısı değil, Azerbaycan'ın tarihi ve kültürel coğrafyasının bir parçası olmasıdır. Dolayısıyla, Karabağ'da yıkılan ve hasar gören mirasın restorasyonu sadece binaların yeniden inşası meselesi değildir; bu süreç aynı zamanda bölgenin tarihi hafızasını belgelemek, çeşitli dini ve kültürel katmanlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmak açısından da önemlidir.

Kamil Mammadov Raporu

Kaynak:

Kaynak favicons görseli tarihistan.org

Yorumlar

0/500
İlk yorumu sen yaz.